This young man was only 17 when he said this
““There should be a class on drugs, there should be a class on sex education, there should be a class on scams, there should be a class on religious colts, there should be a class on police brutality, there should be a class on apartied, there should be a class on racism in America, there should be a class on why people are hungry, but they’re not, they’re classes on GYM, let’s learn volleyball. There are classes like Algebra where I have yet to go to a store and say can I have X, Y 2 and give me my Y change back, thank you. ”
“Because it’s (politics) suppose to represent the people, for the upper class he (George Bush) is the perfect president, and that’s how society is built, the upper class run it, while the working class (middle and lower) talk about it, and for the working class, we’re lost, and they get to live like royalty.”
““How can Reagan live in a white house, which has a lot of rooms, and they’ll be homelessness and he’s talking about helping homelessness, this is what I mean about practically, alright if there is someone homeless, in Washington D.C and he has the white house, which has 1,000 rooms, why cant he take some of those people of the streets, and put him in his white house?”
“That’s the only thing that I’m bitter about, Growing up poor, because I missed out on a lot of things, but I know rich people, or people that are just well off who are lost,”

- Posted using MobyPicture.com
Gece ve gündüz ne zaman eşit olur? 21 Mart ve 23 Eylül
23 EYLÜL DURUMU
Kuzey ve Güney Yarım Küre
Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90°lik açı ile düşer. Gölge boyu Ekvator’da sıfırdır
Güneş ışınları bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar. Bu tarihten itibaren Kuzey Yarım Küre’de geceler, gündüzlerden uzun olmaya başlar. Güney Yarım Küre’de ise tam tersi olur.
Bu tarih Kuzey Yarım Küre’de Sonbahar, Güney Yarım Küre’de İlkbahar başlangıcıdır.
Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer. Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür.
Dünya’da gece ve gündüz birbirine eşit olur.
Bu tarih Kuzey Kutup Noktası’nda 6 aylık gecenin, Güney Kutup Noktası’nda ise 6 aylık gündüzün başlangıcıdır.
21 MART DURUMU
Kuzey ve Güney Yarım Küre
Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90° lik açı ile düşer. Gölge boyu Ekvator’da sıfırdır.
Güneş ışınları bu tarihten itibaren Kuzey Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar. Bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’de geceler, gündüzlerden uzun olmaya başlar. Kuzey Yarım Küre’de ise tam tersi olur.
Bu tarih Güney Yarım Küre’de Sonbahar, Kuzey Yarım Küre’de İlkbahar başlangıcıdır.
Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer. Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür.
Dünya’da gece ve gündüz süreleri birbirine eşit olur.
Bu tarih Güney Kutup Noktası’nda 6 aylık gecenin, Kuzey Kutup Noktası’nda ise 6 aylık gündüzün başlangıcıdır.
Hayat bana güzel
Çünkü; Yalnız kalmaktan hiç çekinmiyorum.
Çünkü; Başladığım bir kitap sarmadıysa fırlatıp atabiliyorum.
Çünkü; Seyretmeye başladığım film berbat çıktıysa hiç çekinmeden sardırıyorum.
Çünkü; Cep telefonuma sadece istediğim zaman cevap veriyorum.
Çünkü; Düşman kazanmaktan da, dost kaybetmekten de zerre kadar çekinmiyorum.
Çünkü; Kişisel gelişimimi, kişisel gelişim kitaplarıyla gerçekleştirmiyorum.
Çünkü; Sıkılma hakkımı sonuna kadar kullanıyorum.
Çünkü; Çaktırmadan kafa bulmanın sonsuz güvenli ve sonsuz rahatlatıcı kollarına atılmaya bayılıyorum.
Cem Karaca – Hep Kahır (Bana İstanbul’u Anlat)
Ne kadar da güzel yorumlamış Rahmetli Cem Karaca… dinledikçe dinleyesi geliyor insanın…Bana İstanbul’u anlat nasıldı… Yalan da olsa hoşma gidiyor, söyle!
Dur ! bırak !
Kaynasın kahvenin suyu…
Bana istanbul’u anlat nasıldı?
Bana boğazı anlat nasıldı?
Haziran titreyişlerle, kaçak yağmurlar ardı.
Yıkanmış kurunur muydu o yedi tepe
Ana şefkati gibi sıcak güneşte…
Insanlar gülüyordu de,
Trende, vapurda, otobüste
Yalan da olsa hoşuma gidiyor söyle
Hep kahır, hep kahır, hep kahır,…
Bıktım be…
Dur ! bırak !
Kalsın, açma televizyonu! Bana İstanbul’u anlat nasıldı? şehirlerin şehrini anlat nasıldı? Beyoğlu sırtlarından, yasak gözlerinle bakıp, Köprüler, Sarayburnu, minareler ve Haliç’e… Diyiverdin mi bir merhaba gizlice? Insanlar gülüyordu de, Trende, vapurda, otobüste, Yalanda olsa hoşuma gidiyor söyle…Hep kahır, hep kahır, hep kahır!
Bıktım be…
Dur ! bırak !
Kımıldama, kal biraz öylece ne olur… Kokun istanbul gibidir, Gözlerin istanbul gecesi, Şimdi gel sarıl, sarıl bana kınalım. Gök kubbenin altında orda da beraber. Çok şükür diyerek yeniden başlamanın hayali, Hasretimin çölünde sanki bir pınar gibi… Insanlar gülüyordu de, Trende, vapurda, otobüste, Yalan da olsa hoşuma gidiyor söyle… Hep kahır, hep kahır, hep kahır, Bıktım be…
Dinlemek-indirmek için link burada
Portakal denilip geçilmemeli
80 Gramlık bir adet portakalın ortalama kalori değeri 50′dir. Portakal: C Vitamininden Çok Daha Fazla…
Portakalın yararı C vitaminiyle sınırlı değildir. O, içerdiği 20 den fazla cevherlerle,manavlarda değil,eczanelerde satılması gereken gerçek bir ilaçtır,iksirdir…Hem besler,hem korur,hem de pek çok önemli hastalıkta,etken maddeleri bilinçli uygulandığında tedavi eder…
Portakalın kimlik Kartı
Portakal, turunçgiller familyasından bir ağaç. Boyu 2-10 metre arasında değişiyor. Yaprakları sert, dayanıklı ve düz kenarlı. Kabuklarından portakal esansı elde ediliyor. Eczacılıkta ve gıda sanayisinde kullanılıyor. Çiçeklerinden de portakal çiçeği esansı yapılıyor. Portakalın çekirdekli ve çekirdeksiz çeşitleri var. Çekirdeksiz cins olan yafa portakalı Finike, Mersin ve Hatay’da yetişiyor. Kalın kabuklu ve uzunca meyveli. Kabuklarından reçel yapılır. Dörtyol portakalı ise çekirdekli. İnce kabuklu ve sulu. Washington, çekirdeksiz, Güney Anadolu ve Doğu Karadeniz’de Rize çevresinde yetişiyor.
İlaç gibi…
Kar, kış, soğuk ve kaçınılmaz olarak peşimizi bırakmayan grip, soğuk algınlığı… Hemen hepimiz portakalı grip tedavisinde kullanırız. C vitamini deposu olduğunu da biliriz. Ama hem C vitaminin yararları, hem de portakalın yararları bildiklerimizle sınırlı değil. Portakal C vitamininin yanı sıra B vitamini, potasyum, kalsiyum, magnezyum da içeriyor. Lifler, organik asitler ve şeker açısından da zengin. Ve tüm bu içerdiklerinin vücudumuza çeşitli yararları var. Portakal,kanseri önlemeden,kanı temizlenmesinden karaciğeri çalıştırmaya, cildi güzelleştirmekten anormal doğumları önlemeye kadar pek çok şeye yarıyor.
C vitamini
C ve B vitamini açısından zengin olan portakal, insana dinamizm veriyor. Portakal içindeki C vitamini ince ve kalın damarların yumuşak kalmasını sağlıyor. Damar tıkanıklığını önlüyor. Vücuttaki direnci arttırıyor. Kanın durulmasına ve temizlenmesine yardımcı oluyor. Hazmı kolaylaştırıyor. Enerji veriyor. Portakal
reçeli ise karaciğeri çalıştırıyor. Yapılan araştırmalar, bacaklarda meydana gelen periferik damar hastalığının (Peripheral artery disease-PAD), damarlarda meydana gelen yağ birikmesinden kaynaklandığı ve kalp ile felç riskini de körüklediğini ortaya çıkardı. Araştırmalarda PAD hastalarında, PAD hastalığı olmayan insanlara göre iki kat daha fazla C vitamini eksikliği görüldü.
Bir dizi başka araştırmada da, C, E vitaminleri ve beta-kerotenin,damar tıkanmalarını önleyici etkisi saptandı.
Folik asit
Portakalda B vitamini çeşidi olan folak ve folik asit de bulunuyor. Folik asit, hamilelik boyunca ve özellikle ilk üç ay çok gerekli. Bebekte Spina Bifida gibi anormalliklerin oluşmasını engelliyor. Alyuvarların oluşmasına yardımcı oluyor, aynı zamanda yemeklerdeki besleyici maddelerin vücut tarafından emilmesini sağlıyor. Folik asit, portakal suyunun yanı sıra yeşil yapraklı sebzeler, ciğer, yumurta, tahıllar, portakal suyu, maya ve bira mayasında da bulunuyor. Günlük doz kadınlar ve erkekler için 200 mikro gram olarak saptanmış. Regl döneminde kadınların günlük dozlarını 400 mikro gram kadar yükseltmeleri gerekiyor.
Lifler
Lifler ise, sindirim sistemini düzenliyor, bazı kanser türlerine ve kalp hastalıklarına yakalanma riskini azaltıyor.
Kullanımı
Vücudumuz C vitamini üretmiyor, bu nedenle dışarıdan almamız gerekiyor. Günlük C vitamini ihtiyacımız 50-70 miligram. Bir portakalda 90 miligram C vitamini bulunuyor. Sigara içenlerde ve enfeksiyonlar sırasında C vitamini ihtiyacı yaklaşık 2 katına çıkıyor.Sabah kahvaltısında içilen bir bardak portakal suyu, güne dinamik başlamak ve pek çok hastalıktan korumak için idealdir.
Bileşimi:
Yapısında C, B bir, B iki ve PP gibi çok sayıda vitamin, başta kalsiyum ve potasyum olmak üzere çeşitli madensel tuzlar ve oligo-elementler, meyve şekerleri ve karoten bulunan portakalın pekcok yararlan var.
Portakal suyunun pembe ve kırmızısı daha yararlı
Portakal ve greyfurt suyunun pembe renkte olanı sarısından daha yararlıdır! Kırmızısı ise en iyisidir. Greyfurt ve portakalın iç renginin koyu kırmızı olması, bol bol ‘‘Likopen’’ içerdiğinin bir göstergesidir. Domateste de bol miktarda bulunan bu yararlı karotenoid, başta prostat kanseri olmak üzere pek çok kansere karşı koruyucudur. Likopen antioksidan aktivitesi de olan, cilt ve beden yaşlanmasını erteleyen son derece yararlı bir besindir.
Kan basıncı yüksekliği sorununuz varsa, damar tıkanma riskiniz mevcutsa, her gün düzenli olarak düşük dozda aspirin kullanmaya daha çok özen göstermelisiniz. Aspirini özellikle gece yatmadan evvel içmeyi tercih edin. Yeni çalışmalar böyle bir alışkanlığın hem daha iyi uyumanıza hem de daha güvenli bir kan basıncı kontrolüne destek sağlayacağını göstermektedir.
Cildi güzelleştirir:
Yapısında karoten bulunduğu ve kanı temizlediği için portakal aynı zamanda cildi güzelleştirir
ve ona tatlı bir pembelik kazandırır. Güney Fransa’da ve İtalya’daki köylü kızları, ciltlerinin parlaklığı ve pembeliğini portakala borçlu olduklarını söylerler. Kabuklarındaki esans sivilcelere sürüldüğünde biraz yanma yapar ama 2 ayda ortadan kaldırır.
Soğuk algınlıklarına karşı doğal ilaçtır:
İçinde bol miktarda C vitamini bulunduğundan organizmayı grip ve nezle gibi kış hastalıklarına,
soğuk algınlıklarına karşı korur.
Diğer yararları:
1. Kanı zehirlerden temizler.
2. Sanlığa ve karaciğer hastalıklarına karşı etkili bir doğal ilaçtır.
3. Bağırsakları yumuşak tutar.
4. Bedene güç ve enerji verir. Organizmanın vitamin ve madensel tuz gereksinimini karşılar.
Özellikle gelişme dönemlerinde çocuklara bol bol portakal yedirmekte yarar vardır.
5. Portakal ağacı çiçeklerinin kaynatılmasıyla elde edilen su spazmı giderir, damar sertliğini ve felci önler.
Portakal kabuk esansında da aynı olumlu etkiler mevcuttur.
PORTAKALI ÖZETLERSEK:
Bileşimindeki etken maddeler
* C vitamini
* Karbonhidrat
* Potasyum
* Folik Asit
* Bioflavin
Genel faydaları:
* Soğuk algınlığı, grip, kas incinmesi, kalp hastalıkları ve felçten korur,
* Portakal suyundaki bir antioksidan olan bioflavin damarları ve kılcal damarları güçlendirerek
kalbin zarar görmesini engeller, ezik ve çürüklerin daha çabuk iyileşmesini sağlar,
* İçerdiği C vitamini ve folik asit sayesinde öksürüğü azaltır,
* Kanın pıhtılaşmasını,mide ve pankreas kanserini önleyici etkisi vardır,
* İçerdiği yüksek potasyum tansiyonun dengelenmesine yardımcı olur.Aynı zamanda,içerdiği
potasyum, cildin kuruyup kırışıklıkların oluşmasını da önler,
* Çocukların hastalıklardan korunması ve fiziksel gelişiminin tam sağlanması için gerekli olan
cevherler dolu bir meyvedir.
* Kabuklarında bulunan uçucu maddenin bazı kanser türlerinin tedavilerinde çok önemli iyileştirici
bir madde olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
* Özetle;portakalı ve diğer narenciye ürünlerini birer hayat iksiri olarak görmeli ve bütün yıl boyunca
mutlaka bol tüketmelisiniz.Portakalın gerçek değeri daha ileri yıllarda anlaşılacaktır.
Tarihçesi
İpek yolunun Anadolu’dan geçtiği dönemlerde narenciye Hindistan’dan civarından gelen ticari bir üründü. Ümit burnun keşfedilmesiyle ticaret yolları değişmiş, Asya kıtasının avrupalı devletler tarafından sömürgeleştirilmesiyle portakal üretiminin tamamı Portekiz civarına yayılmıştır. Türkçe’ye “Portekiz’den gelen” anlamında, “Portakal” olarak girmiştir.
Citrus sinensis’in meyvesine, “acı/ekşi portakal” olarak da anılan Citrus aurantium’un meyvesinden ayırabilmek için, “tatlı portakal” da denir.
Türkiye’de Yetiştirildiği Yerler
Güney Anadolu ve Doğu Karadeniz (Rize çevresi) Akdeniz çevresinde ve sıcaklık ortalaması 23° ila -3°C arasında olan yerlerde yetişen ağaçlardır.
Ülkemizde Üretimi
Ülkemizde ortalama 9.000.000 civarında portakal ağacı vardır. Bu ağaçlardan yaklaşık olarak yılda 740.000 ton civarında ürün alınmıştır (1994).
Kullanıldığı Yerler
Kabuklarından portakal esansı, bu esanstan ise parfüm elde edilir. Gıda sanayisinde de bolca kullanır.
Tanrı’nın isyankâr çocukları…
Yaratıcılıklarıyla dünyaya farklı tonlarda renkler ve ışıklar saçan sanatçıların ilhamlarını sıradan insanların ulaşamadığı bir başka boyuttan aldıklarını düşünürüm. Dünyanın genel karmaşası içinde duyarlılıklarını yitirmiş, sezgilerini kullanamaz hale gelmiş ve körleşmiş olan çoğunluğa dahil değildir onlar; var oluşu tüm hücreleriyle hisseder, duyuların ötesindeki anlamları keşfeder, yaratırken de bu anlamları sihirli ifadelerle ortaya dökerler. Öyle ki, başkalarına geçiş izni olmayan zamanların ve mekânların gezginleri gibidirler, yüreklerine taktıkları kanatlarla dolaşır, kendilerine benzemeyenlerin pervasızlık diye nitelendirdikleri özgürlüklerinin peşinden giderler. O başkaları ise içten içe hissettikleri ve asla itiraf etmedikleri kıskançlıklarına engel olamazlar; kısıtlamalarla, sınırlarla, kurallarla oluşturdukları düşünce biçimleriyle kusurlar bulup eleştirme derdine düşer, onların zaaflarını araştırıp acımasız sıfatlarla yargılarlar ama bu yargılarının aslında kendi mahkûmiyetlerine saplanıp kalmaktan ve derinlerdeki özgürlük özleminden kaynaklandığını anlayamazlar. Sanatçıların çoğunu yaşam tarzlarına ve tavırlarına bakarak kibirli, bencil, küstah, saldırgan, uçuk, çılgın diye nitelerken aslında bir türlü aşamadıkları korkularını, cesaretsizliklerini, değişime karşı gösterdikleri direnci ve artık özdeşleştikleri için kendileri sandıkları egolarını dışa vurduklarını fark edemeden inatçı bir bağımlılıkla sonradan edindikleri sahte karakterlerine yapışıp kalırlar.
Hintli şair-yazar Rabindranath Tagore bu gerçeği şu sözlerle dile getirmiş ve kendisi hakkında yazarken aslında insanlığın ortak bilincinden söz etmiştir:
‘İnatçılık engeldir fakat onu kırmaya çalıştığımda kalbim acır.
İstediğim özgürlüktür ancak onu umut etmek beni utandırır.’
Doğrudur, sanatçılar genelde kibirli, küstah, bencil, saldırgan, uçuk ve çılgın bir görüntü verirler, lakin özentiyle bu görüntüye bürünen ve sanatçılıkları teknisyenliğin ötesine geçmeyenlerle gerçekten yaratıcı olanların arasında büyük bir fark vardır; yan yana geldiklerinde aslıyla karikatürü gibi dururlar. Gerçek sanatçılar, yaratıcılığın Tanrısal boyuttan gelen gücüyle ister istemez sıra dışı görünürler ve aslında çoğu kibirli değil mağrur, küstah değil açık sözlüdür’ Özgüvenleri bencillik olarak algılanır, cesaretleri ise saldırganlık’ Ve özgürlüklerinden asla taviz vermedikleri için uçuk ya da çılgın diye nitelendirilirler.
Zordur işleri, iki ayrı dünya arasında sıkışıp kalmışlardır çünkü; ait oldukları dünya ile yaşadıkları dünya gece ile gündüz gibi farklıdır birbirinden. Tanrı’ya kanallık ederken sözcüklerin, renklerin, seslerin arasında kaybolurlar, öylesine yoğun bir coşkudur ki bu en derin aşkların mutluluğu, en tutkulu sevişmelerin hazzı bile hiç kalır yanında ve yaratılan her neyse o coşkuyla yaratılır; şiirse sözcükler, resimse renkler, müzikse sesler efsunlu bir etkiyle yüreklere işler’ İşte o kutsal yaratım anlarından sonra Tanrı katından aşağılara inmektir zor olan; zamandan koparak bulutların üzerinde uçmanın, yıldızlara dokunmanın, rüzgârla dans etmenin, güneşle ışıldayıp ayla parlamanın, çiçek olup açmanın ve Tanrı’nın mabedine girip ondan akan ilhamla kutsanmanın sarhoşluğunu yaşayan bir sanatçı ruhunun eriştiği o yüce hazzın ardından bayağılıkların hüküm sürdüğü bir dünyaya geri döndüğünde yere çakılmış gibi hisseder kendini; ikilemlere düşer, dengesizleşir, öfkelenir, acı çeker… Van Gogh bu yüzden delirip kesmiştir kulağını, Mozart şımarık, kaprisli bir çocuk gibi davranmıştır hep o kısacık hayatında, Beethoven öfkesiyle yatıp öfkesiyle kalkmıştır, Victor Hugo aşırıya kaçan cinsel dürtüleriyle ün salmıştır ve insanlar Dostoyevski’yi kumarbaz, Balzac’ı dolandırıcı, Michelangelo’yu bencil diye lanetlemişlerdir. Yapıtlarındaki mükemmellik yetmemiştir, karakterlerinin ve hayatlarının da mükemmel olması istenmiştir. Oysa, sakin suların değil fırtınalı denizlerin gemicileridir onlar, medcezirlerle yaşarlar hayatı; yaratırken yükselir, Tanrılaşır, sonra tekrar bir insan gibi olmaya çalışırlar. Eserleri beğenilip takdir görürken, kendileri nefret uyandırıp aşağılanırlar. Hoş, kiminin eserleri bile sonradan anlaşılmıştır; Van Gogh yaşamı boyunca tek bir tablosunu satabilmiş, pek çok yazar ve şair öldükten sonra ünlenmiştir.
Evet, sanatçılar sadece yaratırken mutludurlar, Tanrı’nın elleri saçlarını okşarken’ Gerisi boş ve anlamsızdır onlar için. Tagore, Gitanjali, yani Şarkıların Sunumu adlı kitabıyla Nobel ödülünü kazandıktan sonra Hindistan onun farkına varmıştır ve Kalküta Üniversitesi ona fahri doktorluk ödülü vermek istemiştir. Tagore ise ‘Siz o doktorayı bana değil, benim eserime değil, Nobel ödülüne veriyorsunuz. Kitabım orijinal dilinde çok daha güzeldi ve yıllarca burada durdu ama hiç kimse zahmet edip hakkında bir yazı bile yazmadı.’ diyerek ödülü reddetmiştir.
Fransız yazar Jean Paul Sartre da 1964 yılında kendisine layık görülen Nobel ödülünü geri çevirirken şunları söylemiştir: ‘Ben eserimi yaratırken yeterince ödül aldım. Nobel bana bir şey katmaz, tam aksine beni aşağıya çeker. Nobel ödülü, tanınma peşinde olanlar içindir. Ben yaptığım her şeyi severek yaptım, en güzel ödül buydu.’
Sartre’ın yıllarını birlikte geçirdiği büyük aşkı Simone De Beauvoir ise hayat ve yaratıcılık hakkında şöyle yazmıştır: ‘Hayat hem kendini geliştirmek hem de aşmaktır. Eğer bir şey sürekli aynı durumda kalıyorsa, o zaman yaşamak sadece ölmemektir. Yaratıcı olmayan bir insanın hayatının hiçbir hikâyesi ve derinliği yoktur.’
Belli ki mucizeler aşma anında gerçekleşiyor ve sanatçılar, yani Tanrı’nın isyankâr çocukları, karanlıklar içinde yaşasalar bile kendilerini aşıp yükseldikleri noktada yeryüzüne farklı tonlarda ışıklar ve renkler saçıyorlar. Hayat onların yarattıklarıyla anlam kazanıyor, dünyanın hazine sandığı onların eserlerinden oluşuyor…
Kiraz Kurdaş
Anlar
Eğer yeniden başlayabilseydim yaşama ikincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz…sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığı kadar çok az şeyi ciddiyetle yapardım
Temizlik sorun bile olmazdı asla, daha çok riske girerdim
Yolculuk ederdim daha fazla, daha çok gündoğumu izler, daha çok dağa tırmanırdım.
Daha çok nehirde yüzerdim görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye
Gerçek sorunlarım olurdu, hayali olanların yerine
Yaşamımın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben
Elbette mutlu anlarım oldu ama yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu…
Farkında mısınız bilmem; yaşam budur zaten Anlar, sadece anlar. Siz de “an”ı yaşayın
Hiçbir yere yanımda termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan gitmeyen insanlardandım ben
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım
Eğer yeniden başlayabilseydim, ilkbaharda ayakkabılarımı fırlatır atardım
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır çocuklarla oynardım bir şansım olsaydı eğer…
Ama işte 85′indeyim ve biliyorum Ölüyorum
Gabriel Garcia Marquez
Zannetme
Zannetme bu dünya seninle döner
Sen yoksan saatler durur zannetme
Zannetme gidersen yıldızlar söner
Gelmezsen denizler kurur zannetme
Birgün yorulursun yol bile olsan
Denize kadarsın sel bile olsan
Olmaz ya,dikensiz gül bile olsan
Güller hep tomurcuk kalır zannetme
Azı karar çoğu zarardır nazın
Zorlarsan kırılır telleri sazın
Sonbahara kalmaz sıcağı yazın
Batan güneş gözüm alır zannetme
Sen ayrı sayfalar yazarsın bize
Sanma sensizliği alamam göze
Yalvarsan, yakarsan, gelsende dize
Son pişmanlık çare olur zannetme
Panoramalarım
Merhaba, bu ilk yazımda buradan paylaşacağım 3 panoramam olacak.
Bunlara verdiğim linklerden ulaşabilirsiniz.
Cevahir Avm Panorama
Haydarpaşa Garı Panorama
Gayrettepe Panorama
Bir kaç seri olarak çektiğim bu kareleri AutoPano Pro yazılımını kullanarak işliyorum.
Aşağıda örnekleme olarak sunduğum bir şekil mevcut…
Kolaylıklar gelsin
Mithat
Panorama Hakkında Açıklama
Üçlü Filtre
Eski Yunanda, Sokrat bilgiyi saklaması sebebi ile saygıdeğer bir ün yapmıştı.
Bir gün bir tanıdık büyük filozafa rastladı ve dedi ki;
”Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?”
“Bir dakika bekle”, diye cevap verdi Sokrat. “Bana birşey söylemeden
evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna Üçlü Filtre Testi
deniyor.”
“Üçlü Filtre?”
”Doğru” diye devam etti Sokrat. “Benimle arkadaşım hakkında
konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre
etmek, iyi bir fikir olabilir. Bu ona 3 filtre testi dememin sebebi. Birinci
filtre Gercek Filtresi. Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla
gerçek olduğundan emin misin?”
”Hayır,” dedi adam. ”Aslında bunu sadece duydum ve ….”
”Tamam,” dedi Sokrat, “Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup
olmadığını bilmiyorsun. Şimdi ikinci filtreyi deneyelim, İyilik Filtresini.
Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi birşey mi?”
”Hayır, tam tersi…”
”Öyleyse,” diye devam etti Sokrat, “Onun hakkında bana kötü bir şey
söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat
yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı: İşe yararlılık
filtresi. Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?”
”Hayır, gerçekten değil.”
”Iyi,” diye tamamladı Sokrat, “Eğer bana söyleyeceğin şey doğru
değilse,iyi değilse ve işe yarar, faydalı değilse bana niye söyleyesin
ki?”
Bu Sokrat’ın iyi bir filozof olmasının ve büyük itibar, saygı görmesinin
Sebebiydi.



