<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mithat Altın Kişisel Blog'u &#187; Genel</title>
	<atom:link href="http://www.mithataltin.com/blog/category/genel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mithataltin.com/blog</link>
	<description>Hep denedin. Hep yenildin, olsun. Yine dene, yine yenil.. daha iyi yenil!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Aug 2010 20:14:21 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Cem Karaca &#8211; Hep Kahır (Bana İstanbul&#8217;u Anlat)</title>
		<link>http://www.mithataltin.com/blog/2010/cem-karaca-hep-kahir-bana-istanbulu-anlat/</link>
		<comments>http://www.mithataltin.com/blog/2010/cem-karaca-hep-kahir-bana-istanbulu-anlat/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 20:12:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mithat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mithataltin.com/blog/?p=54</guid>
		<description><![CDATA[Ne kadar da güzel yorumlamış Rahmetli Cem Karaca&#8230; dinledikçe dinleyesi geliyor insanın&#8230;
 
Bana İstanbul&#8217;u anlat nasıldı&#8230; Yalan da olsa hoşma gidiyor, söyle!
 


 
Dur ! bırak !
Kaynasın kahvenin suyu&#8230;
Bana istanbul’u anlat nasıldı?
Bana boğazı anlat nasıldı?
Haziran titreyişlerle, kaçak yağmurlar ardı.
Yıkanmış kurunur muydu o yedi tepe
Ana şefkati gibi sıcak güneşte&#8230;
Insanlar gülüyordu de,
Trende, vapurda, otobüste
Yalan da olsa hoşuma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<address><strong>Ne kadar da güzel yorumlamış Rahmetli Cem Karaca&#8230; dinledikçe dinleyesi geliyor insanın&#8230;<br />
</strong> </address>
<address><strong>Bana İstanbul&#8217;u anlat nasıldı&#8230; Yalan da olsa hoşma gidiyor, söyle!</strong></address>
<address> </address>
<address><strong><br />
</strong></address>
<address> </address>
<address>Dur ! bırak !<br />
Kaynasın kahvenin suyu&#8230;<br />
Bana istanbul’u anlat nasıldı?<br />
Bana boğazı anlat nasıldı?<br />
Haziran titreyişlerle, kaçak yağmurlar ardı.<br />
Yıkanmış kurunur muydu o yedi tepe<br />
Ana şefkati gibi sıcak güneşte&#8230;<br />
Insanlar gülüyordu de,<br />
Trende, vapurda, otobüste<br />
Yalan da olsa hoşuma gidiyor söyle<br />
Hep kahır, hep kahır, hep kahır,&#8230;<br />
Bıktım be&#8230;</p>
<p>Dur ! bırak !</p>
</address>
<address>Kalsın, açma televizyonu! </address>
<address>Bana İstanbul’u anlat nasıldı? şehirlerin şehrini anlat nasıldı? </address>
<address>Beyoğlu sırtlarından, yasak gözlerinle bakıp, </address>
<address>Köprüler, Sarayburnu, minareler ve Haliç’e&#8230; </address>
<address>Diyiverdin mi bir merhaba gizlice? </address>
<address>Insanlar gülüyordu de, </address>
<address>Trende, vapurda, otobüste, </address>
<address>Yalanda olsa hoşuma gidiyor söyle&#8230;<br />
Hep kahır, hep kahır, hep kahır!<br />
Bıktım be&#8230;</p>
<p>Dur ! bırak !</p>
</address>
<address>Kımıldama, kal biraz öylece ne olur&#8230; </address>
<address>Kokun istanbul gibidir, </address>
<address>Gözlerin istanbul gecesi, </address>
<address>Şimdi gel sarıl, sarıl bana kınalım. </address>
<address>Gök kubbenin altında orda da beraber. </address>
<address>Çok şükür diyerek yeniden başlamanın hayali, </address>
<address>Hasretimin çölünde sanki bir pınar gibi&#8230; </address>
<address>Insanlar gülüyordu de, Trende, vapurda, otobüste, </address>
<address>Yalan da olsa hoşuma gidiyor söyle&#8230; </address>
<address>Hep kahır, hep kahır, hep kahır,</address>
<address> Bıktım be&#8230;</address>
<address>
</address>
<address><a href="http://www.mithataltin.com/blog/wp-content/uploads/2010/08/istanbul1.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-62" title="istanbul" src="http://www.mithataltin.com/blog/wp-content/uploads/2010/08/istanbul1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a><br />
</address>
<address>
</address>
<address> </address>
<address> </address>
<address> </address>
<address> </address>
<address> </address>
<address>Dinlemek-indirmek için link</address>
<address> </address>
<address> </address>
<address><a class="aligncenter" href="http://m.friendfeed-media.com/5aff69d72dd7fb4a29817f8cf2f441054f391def" target="_blank"><strong>burada</strong><br />
</a></address>
<address> </address>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mithataltin.com/blog/2010/cem-karaca-hep-kahir-bana-istanbulu-anlat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://m.friendfeed-media.com/5aff69d72dd7fb4a29817f8cf2f441054f391def" length="4403062" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Portakal denilip geçilmemeli</title>
		<link>http://www.mithataltin.com/blog/2010/portakal-denilip-gecilmemeli/</link>
		<comments>http://www.mithataltin.com/blog/2010/portakal-denilip-gecilmemeli/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 May 2010 21:26:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mithat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mithataltin.com/blog/?p=37</guid>
		<description><![CDATA[
80 Gramlık bir adet portakalın ortalama kalori değeri 50&#8242;dir.    Portakal: C Vitamininden Çok Daha Fazla&#8230;
Portakalın yararı C  vitaminiyle sınırlı değildir. O, içerdiği 20 den fazla  cevherlerle,manavlarda değil,eczanelerde satılması gereken gerçek bir  ilaçtır,iksirdir&#8230;Hem besler,hem korur,hem de pek çok önemli  hastalıkta,etken maddeleri bilinçli uygulandığında tedavi eder&#8230;
Portakalın  kimlik Kartı
Portakal, turunçgiller [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.mithataltin.com/blog/wp-content/uploads/2010/05/Portakal_Aalar.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-38" title="Portakal_Aalar" src="http://www.mithataltin.com/blog/wp-content/uploads/2010/05/Portakal_Aalar-300x200.jpg" alt="Portakal Agaci" width="300" height="200" /></a></p>
<p>80 Gramlık bir adet portakalın ortalama kalori değeri 50&#8242;dir.    Portakal: C Vitamininden Çok Daha Fazla&#8230;</p>
<p>Portakalın yararı C  vitaminiyle sınırlı değildir. O, içerdiği 20 den fazla  cevherlerle,manavlarda değil,eczanelerde satılması gereken gerçek bir  ilaçtır,iksirdir&#8230;Hem besler,hem korur,hem de pek çok önemli  hastalıkta,etken maddeleri bilinçli uygulandığında tedavi eder&#8230;</p>
<p>Portakalın  kimlik Kartı</p>
<p>Portakal, turunçgiller familyasından bir ağaç. Boyu  2-10 metre arasında değişiyor. Yaprakları sert, dayanıklı ve düz  kenarlı. Kabuklarından portakal esansı elde ediliyor. Eczacılıkta ve  gıda sanayisinde kullanılıyor. Çiçeklerinden de portakal çiçeği esansı  yapılıyor. Portakalın çekirdekli ve çekirdeksiz çeşitleri var.  Çekirdeksiz cins olan yafa portakalı Finike, Mersin ve Hatay&#8217;da  yetişiyor. Kalın kabuklu ve uzunca meyveli. Kabuklarından reçel yapılır.  Dörtyol portakalı ise çekirdekli. İnce kabuklu ve sulu. Washington,  çekirdeksiz, Güney Anadolu ve Doğu Karadeniz&#8217;de Rize çevresinde  yetişiyor.</p>
<p>İlaç gibi&#8230;</p>
<p>Kar, kış, soğuk ve kaçınılmaz  olarak peşimizi bırakmayan grip, soğuk algınlığı&#8230; Hemen hepimiz  portakalı grip tedavisinde kullanırız. C vitamini deposu olduğunu da  biliriz. Ama hem C vitaminin yararları, hem de portakalın yararları  bildiklerimizle sınırlı değil. Portakal C vitamininin yanı sıra B  vitamini, potasyum, kalsiyum, magnezyum da içeriyor. Lifler, organik  asitler ve şeker açısından da zengin. Ve tüm bu içerdiklerinin  vücudumuza çeşitli yararları var. Portakal,kanseri önlemeden,kanı  temizlenmesinden karaciğeri çalıştırmaya, cildi güzelleştirmekten  anormal doğumları önlemeye kadar pek çok şeye yarıyor.</p>
<p>C  vitamini</p>
<p>C ve B vitamini açısından zengin olan portakal, insana  dinamizm veriyor. Portakal içindeki C vitamini ince ve kalın damarların  yumuşak kalmasını sağlıyor. Damar tıkanıklığını önlüyor. Vücuttaki  direnci arttırıyor. Kanın durulmasına ve temizlenmesine yardımcı oluyor.  Hazmı kolaylaştırıyor. Enerji veriyor. Portakal<br />
reçeli ise  karaciğeri çalıştırıyor. Yapılan araştırmalar, bacaklarda meydana gelen  periferik damar hastalığının (Peripheral artery disease-PAD), damarlarda  meydana gelen yağ birikmesinden kaynaklandığı ve kalp ile felç riskini  de körüklediğini ortaya çıkardı. Araştırmalarda PAD hastalarında, PAD  hastalığı olmayan insanlara göre iki kat daha fazla C vitamini eksikliği  görüldü.</p>
<p>Bir dizi başka araştırmada da, C, E vitaminleri ve  beta-kerotenin,damar tıkanmalarını önleyici etkisi saptandı.</p>
<p>Folik  asit</p>
<p>Portakalda B vitamini çeşidi olan folak ve folik asit de  bulunuyor. Folik asit, hamilelik boyunca ve özellikle ilk üç ay çok  gerekli. Bebekte Spina Bifida gibi anormalliklerin oluşmasını  engelliyor. Alyuvarların oluşmasına yardımcı oluyor, aynı zamanda  yemeklerdeki besleyici maddelerin vücut tarafından emilmesini sağlıyor.  Folik asit, portakal suyunun yanı sıra yeşil yapraklı sebzeler, ciğer,  yumurta, tahıllar, portakal suyu, maya ve bira mayasında da bulunuyor.  Günlük doz kadınlar ve erkekler için 200 mikro gram olarak saptanmış.  Regl döneminde kadınların günlük dozlarını 400 mikro gram kadar  yükseltmeleri gerekiyor.</p>
<p>Lifler</p>
<p>Lifler ise, sindirim  sistemini düzenliyor, bazı kanser türlerine ve kalp hastalıklarına  yakalanma riskini azaltıyor.</p>
<p>Kullanımı</p>
<p>Vücudumuz C  vitamini üretmiyor, bu nedenle dışarıdan almamız gerekiyor. Günlük C  vitamini ihtiyacımız 50-70 miligram. Bir portakalda 90 miligram C  vitamini bulunuyor. Sigara içenlerde ve enfeksiyonlar sırasında C  vitamini ihtiyacı yaklaşık 2 katına çıkıyor.Sabah kahvaltısında içilen  bir bardak portakal suyu, güne dinamik başlamak ve pek çok hastalıktan  korumak için idealdir.</p>
<p>Bileşimi:</p>
<p>Yapısında C, B bir, B iki  ve PP gibi çok sayıda vitamin, başta kalsiyum ve potasyum olmak üzere  çeşitli madensel tuzlar ve oligo-elementler, meyve şekerleri ve karoten  bulunan portakalın pekcok yararlan var.<br />
Portakal suyunun pembe ve  kırmızısı daha yararlı</p>
<p>Portakal ve greyfurt suyunun pembe renkte  olanı sarısından daha yararlıdır! Kırmızısı ise en iyisidir. Greyfurt ve  portakalın iç renginin koyu kırmızı olması, bol bol ‘‘Likopen’’  içerdiğinin bir göstergesidir. Domateste de bol miktarda bulunan bu  yararlı karotenoid, başta prostat kanseri olmak üzere pek çok kansere  karşı koruyucudur. Likopen antioksidan aktivitesi de olan, cilt ve beden  yaşlanmasını erteleyen son derece yararlı bir besindir.</p>
<p>Kan  basıncı yüksekliği sorununuz varsa, damar tıkanma riskiniz mevcutsa, her  gün düzenli olarak düşük dozda aspirin kullanmaya daha çok özen  göstermelisiniz. Aspirini özellikle gece yatmadan evvel içmeyi tercih  edin. Yeni çalışmalar böyle bir alışkanlığın hem daha iyi uyumanıza hem  de daha güvenli bir kan basıncı kontrolüne destek sağlayacağını  göstermektedir.</p>
<p>Cildi güzelleştirir:</p>
<p>Yapısında  karoten bulunduğu ve kanı temizlediği için portakal aynı zamanda cildi  güzelleştirir<br />
ve ona tatlı bir pembelik kazandırır. Güney Fransa&#8217;da  ve İtalya&#8217;daki köylü kızları, ciltlerinin parlaklığı ve pembeliğini  portakala borçlu olduklarını söylerler. Kabuklarındaki esans sivilcelere  sürüldüğünde biraz yanma yapar ama 2 ayda ortadan kaldırır.</p>
<p>Soğuk  algınlıklarına karşı doğal ilaçtır:<br />
İçinde bol miktarda C vitamini  bulunduğundan organizmayı grip ve nezle gibi kış hastalıklarına,<br />
soğuk  algınlıklarına karşı korur.</p>
<p>Diğer yararları:<br />
1. Kanı  zehirlerden temizler.<br />
2. Sanlığa ve karaciğer hastalıklarına karşı  etkili bir doğal ilaçtır.<br />
3. Bağırsakları yumuşak tutar.<br />
4. Bedene  güç ve enerji verir. Organizmanın vitamin ve madensel tuz gereksinimini  karşılar.<br />
Özellikle gelişme dönemlerinde çocuklara bol bol portakal  yedirmekte yarar vardır.<br />
5. Portakal ağacı çiçeklerinin  kaynatılmasıyla elde edilen su spazmı giderir, damar sertliğini ve felci  önler.<br />
Portakal kabuk esansında da aynı olumlu etkiler mevcuttur.</p>
<p>PORTAKALI ÖZETLERSEK:</p>
<p>Bileşimindeki etken maddeler</p>
<p>* C  vitamini<br />
* Karbonhidrat<br />
* Potasyum<br />
* Folik Asit<br />
*  Bioflavin</p>
<p>Genel faydaları:</p>
<p>* Soğuk algınlığı, grip, kas  incinmesi, kalp hastalıkları ve felçten korur,<br />
* Portakal suyundaki  bir antioksidan olan bioflavin damarları ve kılcal damarları  güçlendirerek<br />
kalbin zarar görmesini engeller, ezik ve çürüklerin  daha çabuk iyileşmesini sağlar,<br />
* İçerdiği C vitamini ve folik asit  sayesinde öksürüğü azaltır,<br />
* Kanın pıhtılaşmasını,mide ve pankreas  kanserini önleyici etkisi vardır,<br />
* İçerdiği yüksek potasyum  tansiyonun dengelenmesine yardımcı olur.Aynı zamanda,içerdiği<br />
potasyum, cildin kuruyup kırışıklıkların oluşmasını da önler,<br />
*  Çocukların hastalıklardan korunması ve fiziksel gelişiminin tam  sağlanması için gerekli olan<br />
cevherler dolu bir meyvedir.<br />
*  Kabuklarında bulunan uçucu maddenin bazı kanser türlerinin tedavilerinde  çok önemli iyileştirici<br />
bir madde olduğu bilimsel olarak  kanıtlanmıştır.<br />
* Özetle;portakalı ve diğer narenciye ürünlerini  birer hayat iksiri olarak görmeli ve bütün yıl boyunca<br />
mutlaka bol  tüketmelisiniz.Portakalın gerçek değeri daha ileri yıllarda  anlaşılacaktır.</p>
<p>Tarihçesi</p>
<p>İpek yolunun Anadolu&#8217;dan geçtiği dönemlerde  narenciye Hindistan&#8217;dan civarından gelen ticari bir üründü. Ümit burnun  keşfedilmesiyle ticaret yolları değişmiş, Asya kıtasının avrupalı  devletler tarafından sömürgeleştirilmesiyle portakal üretiminin tamamı  Portekiz civarına yayılmıştır. Türkçe&#8217;ye &#8220;Portekiz&#8217;den gelen&#8221; anlamında,  &#8220;Portakal&#8221; olarak girmiştir.</p>
<p>Citrus sinensis&#8217;in meyvesine,  &#8220;acı/ekşi portakal&#8221; olarak da anılan Citrus aurantium&#8217;un meyvesinden  ayırabilmek için, &#8220;tatlı portakal&#8221; da denir.<br />
Türkiye&#8217;de  Yetiştirildiği Yerler</p>
<p>Güney Anadolu ve Doğu Karadeniz (Rize  çevresi) Akdeniz çevresinde ve sıcaklık ortalaması 23° ila -3°C arasında  olan yerlerde yetişen ağaçlardır.<br />
Ülkemizde Üretimi</p>
<p>Ülkemizde  ortalama 9.000.000 civarında portakal ağacı vardır. Bu ağaçlardan  yaklaşık olarak yılda 740.000 ton civarında ürün alınmıştır (1994).<br />
Kullanıldığı  Yerler</p>
<p>Kabuklarından portakal esansı, bu esanstan ise parfüm  elde edilir. Gıda sanayisinde de bolca kullanır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mithataltin.com/blog/2010/portakal-denilip-gecilmemeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tanrı&#8217;nın isyankâr çocukları&#8230;</title>
		<link>http://www.mithataltin.com/blog/2009/tanrinin-isyankar-cocuklari/</link>
		<comments>http://www.mithataltin.com/blog/2009/tanrinin-isyankar-cocuklari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 22:48:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mithat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mithataltin.com/blog/?p=32</guid>
		<description><![CDATA[Yaratıcılıklarıyla dünyaya farklı tonlarda renkler ve ışıklar saçan sanatçıların  ilhamlarını sıradan insanların ulaşamadığı bir başka boyuttan aldıklarını  düşünürüm. Dünyanın genel karmaşası içinde duyarlılıklarını yitirmiş,  sezgilerini kullanamaz hale gelmiş ve körleşmiş olan çoğunluğa dahil değildir  onlar; var oluşu tüm hücreleriyle hisseder, duyuların ötesindeki anlamları  keşfeder, yaratırken de bu anlamları sihirli ifadelerle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="story.content">Yaratıcılıklarıyla dünyaya farklı tonlarda renkler ve ışıklar saçan sanatçıların  ilhamlarını sıradan insanların ulaşamadığı bir başka boyuttan aldıklarını  düşünürüm. Dünyanın genel karmaşası içinde duyarlılıklarını yitirmiş,  sezgilerini kullanamaz hale gelmiş ve körleşmiş olan çoğunluğa dahil değildir  onlar; var oluşu tüm hücreleriyle hisseder, duyuların ötesindeki anlamları  keşfeder, yaratırken de bu anlamları sihirli ifadelerle ortaya dökerler. Öyle  ki, başkalarına geçiş izni olmayan zamanların ve mekânların gezginleri  gibidirler, yüreklerine taktıkları kanatlarla dolaşır, kendilerine  benzemeyenlerin pervasızlık diye nitelendirdikleri özgürlüklerinin peşinden  giderler. O başkaları ise içten içe hissettikleri ve asla itiraf etmedikleri  kıskançlıklarına engel olamazlar; kısıtlamalarla, sınırlarla, kurallarla  oluşturdukları düşünce biçimleriyle kusurlar bulup eleştirme derdine düşer,  onların zaaflarını araştırıp acımasız sıfatlarla yargılarlar ama bu yargılarının  aslında kendi mahkûmiyetlerine saplanıp kalmaktan ve derinlerdeki özgürlük  özleminden kaynaklandığını anlayamazlar. Sanatçıların çoğunu yaşam tarzlarına ve  tavırlarına bakarak kibirli, bencil, küstah, saldırgan, uçuk, çılgın diye  nitelerken aslında bir türlü aşamadıkları korkularını, cesaretsizliklerini,  değişime karşı gösterdikleri direnci ve artık özdeşleştikleri için kendileri  sandıkları egolarını dışa vurduklarını fark edemeden inatçı bir bağımlılıkla  sonradan edindikleri sahte karakterlerine yapışıp kalırlar.<br />
Hintli şair-yazar Rabindranath Tagore bu gerçeği şu sözlerle dile getirmiş ve  kendisi hakkında yazarken aslında insanlığın ortak bilincinden söz etmiştir:</p>
<p><em>&#8216;İnatçılık engeldir fakat onu kırmaya çalıştığımda kalbim acır.<br />
İstediğim özgürlüktür ancak onu umut etmek beni utandırır.&#8217;</em></p>
<p>Doğrudur, sanatçılar genelde kibirli, küstah, bencil, saldırgan, uçuk ve çılgın  bir görüntü verirler, lakin özentiyle bu görüntüye bürünen ve sanatçılıkları  teknisyenliğin ötesine geçmeyenlerle gerçekten yaratıcı olanların arasında büyük  bir fark vardır; yan yana geldiklerinde aslıyla karikatürü gibi dururlar. Gerçek  sanatçılar, yaratıcılığın Tanrısal boyuttan gelen gücüyle ister istemez sıra  dışı görünürler ve aslında çoğu kibirli değil mağrur, küstah değil açık  sözlüdür&#8217; Özgüvenleri bencillik olarak algılanır, cesaretleri ise saldırganlık&#8217;  Ve özgürlüklerinden asla taviz vermedikleri için uçuk ya da çılgın diye  nitelendirilirler.</p>
<p>Zordur işleri, iki ayrı dünya arasında sıkışıp kalmışlardır çünkü; ait oldukları  dünya ile yaşadıkları dünya gece ile gündüz gibi farklıdır birbirinden. Tanrı&#8217;ya  kanallık ederken sözcüklerin, renklerin, seslerin arasında kaybolurlar, öylesine  yoğun bir coşkudur ki bu en derin aşkların mutluluğu, en tutkulu sevişmelerin  hazzı bile hiç kalır yanında ve yaratılan her neyse o coşkuyla yaratılır; şiirse  sözcükler, resimse renkler, müzikse sesler efsunlu bir etkiyle yüreklere işler&#8217;  İşte o kutsal yaratım anlarından sonra Tanrı katından aşağılara inmektir zor  olan; zamandan koparak bulutların üzerinde uçmanın, yıldızlara dokunmanın,  rüzgârla dans etmenin, güneşle ışıldayıp ayla parlamanın, çiçek olup açmanın ve  Tanrı&#8217;nın mabedine girip ondan akan ilhamla kutsanmanın sarhoşluğunu yaşayan bir  sanatçı ruhunun eriştiği o yüce hazzın ardından bayağılıkların hüküm sürdüğü bir  dünyaya geri döndüğünde yere çakılmış gibi hisseder kendini; ikilemlere düşer,  dengesizleşir, öfkelenir, acı çeker&#8230; Van Gogh bu yüzden delirip kesmiştir  kulağını, Mozart şımarık, kaprisli bir çocuk gibi davranmıştır hep o kısacık  hayatında, Beethoven öfkesiyle yatıp öfkesiyle kalkmıştır, Victor Hugo aşırıya  kaçan cinsel dürtüleriyle ün salmıştır ve insanlar Dostoyevski&#8217;yi kumarbaz,  Balzac&#8217;ı dolandırıcı, Michelangelo&#8217;yu bencil diye lanetlemişlerdir.  Yapıtlarındaki mükemmellik yetmemiştir, karakterlerinin ve hayatlarının da  mükemmel olması istenmiştir. Oysa, sakin suların değil fırtınalı denizlerin  gemicileridir onlar, medcezirlerle yaşarlar hayatı; yaratırken yükselir,  Tanrılaşır, sonra tekrar bir insan gibi olmaya çalışırlar. Eserleri beğenilip  takdir görürken, kendileri nefret uyandırıp aşağılanırlar. Hoş, kiminin eserleri  bile sonradan anlaşılmıştır; Van Gogh yaşamı boyunca tek bir tablosunu  satabilmiş, pek çok yazar ve şair öldükten sonra ünlenmiştir.</p>
<p>Evet, sanatçılar sadece yaratırken mutludurlar, Tanrı&#8217;nın elleri saçlarını  okşarken&#8217; Gerisi boş ve anlamsızdır onlar için. Tagore, Gitanjali, yani  Şarkıların Sunumu adlı kitabıyla Nobel ödülünü kazandıktan sonra Hindistan onun  farkına varmıştır ve Kalküta Üniversitesi ona fahri doktorluk ödülü vermek  istemiştir. Tagore ise &#8216;Siz o doktorayı bana değil, benim eserime değil, Nobel  ödülüne veriyorsunuz. Kitabım orijinal dilinde çok daha güzeldi ve yıllarca  burada durdu ama hiç kimse zahmet edip hakkında bir yazı bile yazmadı.&#8217; diyerek  ödülü reddetmiştir.</p>
<p>Fransız yazar Jean Paul Sartre da 1964 yılında kendisine layık görülen Nobel  ödülünü geri çevirirken şunları söylemiştir: &#8216;Ben eserimi yaratırken yeterince  ödül aldım. Nobel bana bir şey katmaz, tam aksine beni aşağıya çeker. Nobel  ödülü, tanınma peşinde olanlar içindir. Ben yaptığım her şeyi severek yaptım, en  güzel ödül buydu.&#8217;</p>
<p>Sartre&#8217;ın yıllarını birlikte geçirdiği büyük aşkı Simone De Beauvoir ise hayat  ve yaratıcılık hakkında şöyle yazmıştır: &#8216;Hayat hem kendini geliştirmek hem de  aşmaktır. Eğer bir şey sürekli aynı durumda kalıyorsa, o zaman yaşamak sadece  ölmemektir. Yaratıcı olmayan bir insanın hayatının hiçbir hikâyesi ve derinliği  yoktur.&#8217;</p>
<p>Belli ki mucizeler aşma anında gerçekleşiyor ve sanatçılar, yani Tanrı&#8217;nın  isyankâr çocukları, karanlıklar içinde yaşasalar bile kendilerini aşıp  yükseldikleri noktada yeryüzüne farklı tonlarda ışıklar ve renkler saçıyorlar.  Hayat onların yarattıklarıyla anlam kazanıyor, dünyanın hazine sandığı onların  eserlerinden oluşuyor&#8230;</p>
<p><strong>Kiraz Kurdaş</strong></span></p>
<p><span class="story.content"><strong><a rel="attachment wp-att-33" href="http://www.mithataltin.com/blog/?attachment_id=33"><img class="alignnone size-full wp-image-33" title="Kiraz" src="http://www.mithataltin.com/blog/wp-content/uploads/2009/11/kiraz2808.jpg" alt="Kiraz" width="300" height="232" /></a><br />
</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mithataltin.com/blog/2009/tanrinin-isyankar-cocuklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sejla Kameric</title>
		<link>http://www.mithataltin.com/blog/2009/sejla-kameric/</link>
		<comments>http://www.mithataltin.com/blog/2009/sejla-kameric/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Nov 2009 14:26:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mithat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[bosnian girl sejla kameric srebrenica]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mithataltin.com/blog/?p=27</guid>
		<description><![CDATA[
1992-1996 yılları arasında sırbistan cumhuriyeti&#8217;nin devlet başkanlığını yürüten radovan karadziç, bosna savaşı esnasında insanlığa karşı işlediği suçlar nedeniyle 26 ekim 2009 tarihinde lahey&#8217;deki uluslararası savaş suçları mahkemesi tarafından yargılanmaya başladı. 1996-2008 yılları arasında kaçak olarak bir muayenede doktorluk yapan karadziç 21 temmuz 2008 tarihinde belgrad&#8217;da yakalanmıştı. sırp politikacıya iki tanesi bosnalı müslüman ve hırvatlara karşı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-25" href="http://www.mithataltin.com/blog/?attachment_id=25"><img class="alignnone size-full wp-image-25" title="Bosnian Girl" src="http://www.mithataltin.com/blog/wp-content/uploads/2009/11/bosnali-kiz.jpg" alt="Bosnian Girl" width="379" height="538" /></a><br />
1992-1996 yılları arasında sırbistan cumhuriyeti&#8217;nin devlet başkanlığını yürüten radovan karadziç, bosna savaşı esnasında insanlığa karşı işlediği suçlar nedeniyle 26 ekim 2009 tarihinde lahey&#8217;deki uluslararası savaş suçları mahkemesi tarafından yargılanmaya başladı. 1996-2008 yılları arasında kaçak olarak bir muayenede doktorluk yapan karadziç 21 temmuz 2008 tarihinde belgrad&#8217;da yakalanmıştı. sırp politikacıya iki tanesi bosnalı müslüman ve hırvatlara karşı soykırım suçu olmak üzere on bir suçlama yöneltiliyor.</p>
<p>karadziç&#8217;e yöneltilen en ağır suçlama 13-18 temmuz 1995 tarihinde srebrenitsa&#8217;da gerçekleşen soykırımın sorumlusu olması. bu soykırımda sırp askerler sekiz bin genç ve yetişkin erkeği öldürdüler. söz konusu olayda sırp politikacı ve komutanların yanısıra hollanda ordusu&#8217;nun da sorumluluğuna değinilmelidir.</p>
<p>bosna savaşı sırasında, 16 nisan 1993 tarihinde birleşmiş milletler örgütü srebrenitsa kentini güvenlikli bölge ilan etti ve bölgenin güvenliğini hollanda ordusu üstlendi. thomas karremans komutanlığındaki hollanda birliği 18 nisan 1993 tarihinde bölgeye ulaştı ve görevine başladı.</p>
<p>1995 yılının yaz aylarında srebrenitsa üzerinde baskılarını arttırmaya başlayan sırp ordusu temmuz ayından itibaren kenti işgal etmeye başladı. bölgeyi sırp ordusuna karşı korumakla görevli olan hollandalı komutan thomas karremans 12 temmuz 1995 tarihinde sırp komutan ratko mladiç bir görüşme yaptı. karremans, sırp güçlerine karşı hava saldırısı talep etmiş olduğu için mladiç&#8217;ten özür diledi, hollandalı askerlere ateş açmamaları kaydıyla sırp ordusunun kente girmesine izin vereceğini açıkladı ve toplantı sonunda kadehini mladiç şerefine kaldırdı. ertesi gün mladiç komutasındaki beş bin asker kente girdi ve soykırımı gerçekleştirdi.<br />
<a rel="attachment wp-att-26" href="http://www.mithataltin.com/blog/?attachment_id=26"><img class="alignnone size-full wp-image-26" title="karremans" src="http://www.mithataltin.com/blog/wp-content/uploads/2009/11/karremans.jpg" alt="karremans" width="500" height="356" /></a><br />
<strong>ratko mladiç ve thomas karremans 12 temmuz 1995 akşamı</strong></p>
<p>21 temmuz 1995 tarihinde, soykırımdan üç gün sonra, hollanda birliği tören eşliğinde bölgeyi terk etti. törende karremans, mladiç tarafından kendisine verilen hediyeyi kabul etti. ülkesi hollanda&#8217;ya döndüğünde ise rütbesi yükseltildi.</p>
<p>savaşın bitiminden sonra srebrenitsa&#8217;da bir soykırımın gerçekleştiği anlaşılınca hollanda&#8217;da sorumluların ortaya çıkarılması için bir komisyon kuruldu. komisyon raporunu 2002 yılında bitirdi. 1994 yılından beri hükümet başkanı olan wim kok ve hükümet 22 temmuz 2002 tarihinde istifa etmek zorunda kaldı.</p>
<p>wim kok&#8217;un yerine geçen ve günümüzde halen hükümet başkanı olan jean peter balkenende srebrenitsa&#8217;da gösterdikleri kahramanlıklar nedeniyle 4 aralık 2006 tarihinde düzenlenen bir törenle thomas karremans ve komutasındaki askerlere şeref madalyası taktı.</p>
<p>savaş sonrasında hollanda birliğinin kullandığı kışlanın tuvaletlerinde çeşitli duvar yazıları ortaya çıktı. hollandalı askerler korumakla sorumlu oldukları bosnalılar hakkında aşağılayıcı cümleler kurmuşlardı. bunlardan biri şöyleydi; &#8220;dişsiz&#8230;?, bıyıklı&#8230;?, bok gibi kokuyor&#8230;? bosnalı kız !&#8221;</p>
<p>babasını bosna savaşında kaybetmiş olan 1976 doğumlu bosnalı sanatçı sejla kameriç bu duvar yazısını kendi fotoğrafı üzerine yerleştirerek 2003 yılında bir afiş yaptı ve son yılların en çarpıcı işini gerçekleştirdi. kameriç bu afişi avrupa&#8217;nın çeşitli kentlerinde duvarlara yapıştırdı, gazetelere dergilere ilan vererek yayınlattı. hollanda ordusunun soykırımdaki sorumluluğunu unutturmamak üzerine.</p>
<p>Alıntıdır: sekvotka(Blogspot)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mithataltin.com/blog/2009/sejla-kameric/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anlar</title>
		<link>http://www.mithataltin.com/blog/2009/anlar/</link>
		<comments>http://www.mithataltin.com/blog/2009/anlar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2009 13:11:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mithat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mithataltin.com/blog/?p=22</guid>
		<description><![CDATA[Eğer yeniden başlayabilseydim yaşama ikincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz…sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığı kadar çok az şeyi ciddiyetle yapardım
Temizlik sorun bile olmazdı asla, daha çok riske girerdim
Yolculuk ederdim daha fazla, daha çok gündoğumu izler, daha çok dağa tırmanırdım.
Daha çok nehirde yüzerdim görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye
Gerçek sorunlarım olurdu, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eğer yeniden başlayabilseydim yaşama ikincisinde daha çok hata yapardım.<br />
Kusursuz olmaya çalışmaz…sırtüstü yatardım.<br />
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığı kadar çok az şeyi ciddiyetle yapardım<br />
Temizlik sorun bile olmazdı asla, daha çok riske girerdim<br />
Yolculuk ederdim daha fazla, daha çok gündoğumu izler, daha çok dağa tırmanırdım.</p>
<p>Daha çok nehirde yüzerdim görmediğim birçok yere giderdim.<br />
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye<br />
Gerçek sorunlarım olurdu, hayali olanların yerine<br />
Yaşamımın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben<br />
Elbette mutlu anlarım oldu ama yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu&#8230;</p>
<p>Farkında mısınız bilmem; yaşam budur zaten Anlar, sadece anlar. Siz de &#8220;an&#8221;ı yaşayın</p>
<p>Hiçbir yere yanımda termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan gitmeyen insanlardandım ben<br />
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım<br />
Eğer yeniden başlayabilseydim, ilkbaharda ayakkabılarımı fırlatır atardım<br />
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla<br />
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır çocuklarla oynardım bir şansım olsaydı eğer&#8230;</p>
<p>Ama işte 85&#8242;indeyim ve biliyorum <strong>Ölüyorum</p>
<p>Gabriel Garcia Marquez</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mithataltin.com/blog/2009/anlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zannetme</title>
		<link>http://www.mithataltin.com/blog/2009/zannetme/</link>
		<comments>http://www.mithataltin.com/blog/2009/zannetme/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2009 08:52:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mithat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mithataltin.com/blog/?p=20</guid>
		<description><![CDATA[Zannetme bu dünya seninle döner
Sen yoksan saatler durur zannetme
Zannetme gidersen yıldızlar söner
Gelmezsen denizler kurur zannetme
Birgün yorulursun yol bile olsan
Denize kadarsın sel bile olsan
Olmaz ya,dikensiz gül bile olsan
Güller hep tomurcuk kalır zannetme
Azı karar çoğu zarardır nazın
Zorlarsan kırılır telleri sazın
Sonbahara kalmaz sıcağı yazın
Batan güneş gözüm alır zannetme
Sen ayrı sayfalar yazarsın bize
Sanma sensizliği alamam göze
Yalvarsan, yakarsan, gelsende dize
Son [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zannetme bu dünya seninle döner<br />
Sen yoksan saatler durur zannetme<br />
Zannetme gidersen yıldızlar söner<br />
Gelmezsen denizler kurur zannetme</p>
<p>Birgün yorulursun yol bile olsan<br />
Denize kadarsın sel bile olsan<br />
Olmaz ya,dikensiz gül bile olsan<br />
Güller hep tomurcuk kalır zannetme</p>
<p>Azı karar çoğu zarardır nazın<br />
Zorlarsan kırılır telleri sazın<br />
Sonbahara kalmaz sıcağı yazın<br />
Batan güneş gözüm alır zannetme</p>
<p>Sen ayrı sayfalar yazarsın bize<br />
Sanma sensizliği alamam göze<br />
Yalvarsan, yakarsan, gelsende dize<br />
Son pişmanlık çare olur zannetme</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mithataltin.com/blog/2009/zannetme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Panoramalarım</title>
		<link>http://www.mithataltin.com/blog/2009/panoramalarim/</link>
		<comments>http://www.mithataltin.com/blog/2009/panoramalarim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2009 11:35:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mithat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mithataltin.com/blog/?p=13</guid>
		<description><![CDATA[Merhaba, bu ilk yazımda buradan paylaşacağım 3 panoramam olacak.
Bunlara verdiğim linklerden ulaşabilirsiniz.
Cevahir Avm Panorama
Haydarpaşa Garı Panorama
Gayrettepe Panorama
Bir kaç seri olarak çektiğim bu kareleri AutoPano Pro yazılımını kullanarak işliyorum.
Aşağıda örnekleme olarak sunduğum bir şekil mevcut&#8230;
Kolaylıklar gelsin  
Mithat
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba, bu ilk yazımda buradan paylaşacağım 3 panoramam olacak.</p>
<p>Bunlara verdiğim linklerden ulaşabilirsiniz.</p>
<p><a title="Cevahir AVM Panorama" href="http://www.mithataltin.com/mtht/cevahir_avm_pano/" target="_blank"><strong>Cevahir Avm Panorama</strong></a><br />
<strong><a title="Haydarpaşa Garı Panorama" href="http://www.mithataltin.com/mtht/haydarpasa_gari/" target="_blank">Haydarpaşa Garı Panorama</a></strong><br />
<a title="Gayrettepe Panorama" href="http://www.mithataltin.com/mtht/gayrettepe_pano/" target="_blank"><strong>Gayrettepe Panorama</strong></a></p>
<p>Bir kaç seri olarak çektiğim bu kareleri <strong>AutoPano Pro</strong> yazılımını kullanarak işliyorum.<br />
Aşağıda örnekleme olarak sunduğum bir şekil mevcut&#8230;</p>
<p>Kolaylıklar gelsin <img src='http://www.mithataltin.com/blog/wp-includes/images/smilies/icon_wink.gif' alt=';)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Mithat</p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 463px"><img title="Panorama Hakkında" src="http://www.eclasca.de/WoWPano04ProcessingARawStitchedPanorama.JPG" alt="Panorama Hakkında Açıklama" width="453" height="453" /><p class="wp-caption-text">Panorama Hakkında Açıklama</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mithataltin.com/blog/2009/panoramalarim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üçlü Filtre</title>
		<link>http://www.mithataltin.com/blog/2009/ayirtetme-yetenegi/</link>
		<comments>http://www.mithataltin.com/blog/2009/ayirtetme-yetenegi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2009 09:14:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mithat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mithataltin.com/blog/?p=9</guid>
		<description><![CDATA[Eski Yunanda, Sokrat bilgiyi saklaması sebebi ile saygıdeğer bir ün yapmıştı.
Bir gün bir tanıdık büyük filozafa rastladı ve dedi ki;
&#8221;Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?&#8221;
&#8220;Bir dakika bekle&#8221;, diye cevap verdi Sokrat. &#8220;Bana birşey söylemeden
evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna Üçlü Filtre Testi
deniyor.&#8221;
&#8220;Üçlü Filtre?&#8221;
&#8221;Doğru&#8221; diye devam etti Sokrat. &#8220;Benimle arkadaşım hakkında
konuşmaya başlamadan önce, bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eski Yunanda, Sokrat bilgiyi saklaması sebebi ile saygıdeğer bir ün yapmıştı.</p>
<p>Bir gün bir tanıdık büyük filozafa rastladı ve dedi ki;</p>
<p><strong>&#8221;Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Bir dakika bekle&#8221;</strong>, diye cevap verdi Sokrat. <strong>&#8220;Bana birşey söylemeden</strong></p>
<p><strong>evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna Üçlü Filtre Testi</strong></p>
<p><strong>deniyor.&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Üçlü Filtre?&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8221;Doğru&#8221;</strong> diye devam etti Sokrat. <strong>&#8220;Benimle arkadaşım hakkında</strong></p>
<p><strong>konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre</strong></p>
<p><strong>etmek, iyi bir fikir olabilir. Bu ona 3 filtre testi dememin sebebi. Birinci</strong></p>
<p><strong>filtre Gercek Filtresi. Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla</strong></p>
<p><strong>gerçek olduğundan emin misin?&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8221;Hayır,&#8221;</strong> dedi adam. <strong>&#8221;Aslında bunu sadece duydum ve &#8230;.&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8221;Tamam,&#8221;</strong> dedi Sokrat, <strong>&#8220;Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup</strong></p>
<p><strong>olmadığını bilmiyorsun. Şimdi ikinci filtreyi deneyelim, İyilik Filtresini.</strong></p>
<p><strong>Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi birşey mi?&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8221;Hayır, tam tersi&#8230;&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8221;Öyleyse,&#8221; </strong>diye devam etti Sokrat, <strong>&#8220;Onun hakkında bana kötü bir şey</strong></p>
<p><strong>söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat</strong></p>
<p><strong>yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı: İşe yararlılık</strong></p>
<p><strong>filtresi. Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8221;Hayır, gerçekten değil.&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8221;Iyi,&#8221;</strong> diye tamamladı Sokrat, <strong>&#8220;Eğer bana söyleyeceğin şey doğru</strong></p>
<p><strong>değilse,iyi değilse ve işe yarar, faydalı değilse bana niye söyleyesin</strong></p>
<p><strong>ki?&#8221;</strong></p>
<p>Bu Sokrat&#8217;ın iyi bir filozof olmasının ve büyük itibar, saygı görmesinin</p>
<p>Sebebiydi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mithataltin.com/blog/2009/ayirtetme-yetenegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yalnızlığın gözyaşları</title>
		<link>http://www.mithataltin.com/blog/2009/yalnizligin-gozyaslari/</link>
		<comments>http://www.mithataltin.com/blog/2009/yalnizligin-gozyaslari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Jan 2009 14:27:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mithat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mithataltin.com/blog/?p=3</guid>
		<description><![CDATA[Bazen hüzün sarar insanı
Kapatmıştır mutluluğa kalbini
Ne kadar istese de gülmeyi
Yine de akar yalnızlığın gözyaşları&#8230;
Mtht: 02.01.2009 23:39

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bazen hüzün sarar insanı<br />
Kapatmıştır mutluluğa kalbini<br />
Ne kadar istese de gülmeyi<br />
Yine de akar yalnızlığın gözyaşları&#8230;</p>
<p><span style="font-family: arial; color: #cccccc; font-size: xx-small;">Mtht: 02.01.2009 23:39</span></p>
<p><a rel="attachment wp-att-4" href="http://www.mithataltin.com/blog/?attachment_id=4"><img class="alignnone size-medium wp-image-4" title="Yalnızlık" src="http://www.mithataltin.com/blog/wp-content/uploads/2009/01/loneliness-199x300.jpg" alt="Yalnızlık" width="199" height="300" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mithataltin.com/blog/2009/yalnizligin-gozyaslari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
