Acımdan mı bilemem?

Nisan 28, 2011 · Posted in Şiir · Comment 

Acımdan mı bilemem yürüyemedim bu sabah çok sevdiğim sahili.
İçim sıkıldı bak şimdi..
Ya balıklarımı tutarsa birileri..
Ya martılarıma taş atarlarsa…
Hepsinden önemlisi, ya benden önce biri görüp severse seni…

Ceyhun Yılmaz

Ara Güler’den nağmeler.

Nisan 26, 2011 · Posted in Fotoğraf · 1 Comment 

Ara Güler sizlerin gözü ile dünyayı seyreden adamdır. İnsanlığın gözüyle. Güzel laf ettim yeter bu kadar.

Fotoğrafın altın çağı, aşağı yukarı benden biraz evvel başlar, benim devrimde devam eder ve biter. Altın çağda deformasyonlar ve photoshop yoktu, fotoğraf görsel hakikata en yakın şeydi. Fotoğraf bozuldu artık; yalan konuşuyor. Oysa benim bildiğim fotoğraf  yalan konuşmazdı, hakikiyi gösterirdi.

Sanatçı diye ortalıkta dolaşanların bütün hepsi ‘i…’ler. Şimdi ben kendime sanatçı diyeyim de ‘i…’mi olayım? Ben bunlarla uğraşamam. vaktim yok, benim işim gücüm var.

Gittiğim yerlerde düşünürüm burada kaç kişi Picasso’yu bilir diye. Hiç kimse. yedi milyar kişide beş yüz bin kişi yeteri kadar entellektüel değildir dünyada. Dünya insanları boşluk üzerinde düşünen aptallardan ibarettir.

Sanatçı müziği yazandır; Chopin’dir, Beethoven’dir. Müziği çalan ise kemancıdır, piyanisttir. Bunlar sanat eserlerini sergileyenlerdir. Sanatçı ise sanatı yapan adamdır. İcracıdan bana ne?

Toplum ne istediğini bilmez, hıyarlar cemiyetidir. Dünyanın en cahil kitleleri toplumlardır. Hiçbir şeye yaramazlar.

Picasso bir devdir. Nasıl Cengiz Han çıktı dünyanın en büyük katliamını yaptı; Picasso da bir canavardır. Çünkü onun doğmasıyla dünyanın resme bakışı, sanata bakışı değişti. Resmi manzara olmaktan çıkarıp felsefeye bağladı. O bir görsel devrimcidir. Sana, bir şeye, bir ruha, bir insana, bir işe nasıl bakılacağının tarzını bulandır.

En nefret ettiğim lider, Stalin, o 60 milyon kişiyi öldürmüştür. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük katilidir.

En kolayı öldürmek. Ben ölmeyeceğim çünkü. Ben yine eserlerimde var kalacağım size merhaba diyeceğim. Shakespeare yaşıyor mu, ölüyor mu?

Yaşlandıkça küfretme özelliğim ön plana çıkıyor. Ferahlatıyor beni, giderayak herkese küfredeyim diyorum.

26 Adet Heyecanlı Facebook İfadeleri

Nisan 18, 2011 · Posted in İnternet · Comment 

Facebook Chat Emoticons

:42: – 42 is The Ultimate Answer
:) – happy
:( – sad
:P – tongue
:D – grin
:O – gasp
;) – wink
8) – glasses
B) – sunglasses
:3 – cute/cat-like
>:( – grumpy
:/ – unsure
:’( – cry
3:) – devil
O:) – angel
:-* – kiss
^_^ – “kiki”
-_- – squint
O.o – confused
>:O – upset
<3 – heart
:v – Pacman
: |] – robot
:putnam: – Chris Putnam (Facebook Engineer)
(^^^) – Shark
<(“) – Penguin

Facebook Chat Emoticons

:42: – 42 is The Ultimate Answer

:) – happy

:( – sad

:P – tongue

:D – grin

:O – gasp

;) – wink

8) – glasses

B) – sunglasses

:3 – cute/cat-like

>:( – grumpy

:/ – unsure

:’( – cry

3:) – devil

O:) – angel

:-* – kiss

^_^ – “kiki”

-_- – squint

O.o – confused

>:O – upset

<3 – heart

:v – Pacman

:| ] – robot

:putnam: – Chris Putnam (Facebook Engineer)

(^^^) – Shark

<(“) – Penguin

Fotoğrafçılık Terimleri – Çekim Teknikleri

Nisan 14, 2011 · Posted in Fotoğraf · Comment 

A
A tipi renkli filim (Type A Color Film) : 3400ºK renk ışısına sahip yapay aydınlatmaya dengelenmiş filmlerin genel adı.
Aberasyon (Aberration) : Bkz. Görüntü Bozulması.
Agrandizman (Enlargement) : Bkz. Büyütme işlemi.
Agrandizör (Enlarger) : Negatiflerin kendi orjinal boyutlarından daha büyük boyutlar da basılabilmesini sağlayan optik araç.
Ajitasyon (Agitation) : Kimyasal işlemler sırasında, duyarlı yüzeye sürekli olarak bozulmamış banyonun temas etmesini sağlayan
yöntem; Bu yöntem özellikle film ve kağıtların gelişterme banyosunda bulundukları sırada ve saptama banyosunun (tesbit banyosu ya da
fix) ilk birkaç dakikasında çok önemlidir. Üretici firmaların bu konudaki uyarılarına aynen uyulmalıdır.
Akromatik (Achromatic) : “Kromatik” görüntü bozulmasına karşı gerekli düzeltme yapılmış olan objektif; Bkz. Kromatik görüntü
bozulması.
Aktinik (Actinic) : Işığın herhangi bir madde üzerinde kimyasal ya da fiziksel değişim yaratabilme gücü; Film üzerine düşen ışık
duyarkatı oluşturan gümüş tuzlarının yapı değişikliğine uğramalarını, siyah metalik gümüşe dönüşerek görüntüyü oluşturma ayarını
sağlamaktadır.
Aktinometre (Actinometer) : Eski devirlerde kullanılmakta olan bir tür ışıkölçere verilen ad.
Akütans (Acutance) : Görüntü keskinliğinin ölçüsüdür.Görüntüyü oluşturan yoğunluk bölgelerindeki sınırların eğim açısının darlığı
görüntünün kesinlik derecesini belirler. Bu açı büyüdükçe görüntü keskinliğe kaybolur.
Alan Derinliği (Depth of Field– DOF) : Üzerinde odaklama yapılan cismin önünde ve arkasında oluşan net/seçik alandır. Bu alan cimin
önünde 1/3, arkasında ise 2/3 oranında oluşur. Alan derinliğinin darlığını veya genişliğini etkileyen üç öğe, objektifin odak uzunluğu,
kullanılan diyaframın açıklığı, ve cismin fotoğraf makinesine olan uzaklığıdır. Ayrıca bkz. Diyafram açıklığı ve odak uzunluğu
Alan derinliğı ön gösterimi (Depth of Field Preview) : Bazı fotoğraf makinelerinde alan derinliğinin kullanıcı tarafından görülmesini
sağlayan, diyafram açıklığının sağladığı görüntüyü donduran bir düğme veya kol bulunmaktadır. Tüm netleme, lens açıkken veya en
büyük diyafram açıklığı ayarında yapılır. Günümüzde otomatik SLR makinelerin çoğunda alan derinliği ön gösterimi bulunmazken, eski
manuel makinelerde daha yaygın kullanılmaktadır.
Anti-halo tabakası (Anti-Halation Backing) : Filmlerin arka yüzeylerine sürülen ve taşıyıcı taban ya da fotoğraf makinesinin arka
kısmından yansıyarak yeniden filme dönüp “halelenme” ye neden olan ışığı emerek yok eden boyalı katman.
Anamorfik objektif (Anamorphic Lens) : Geniş bir görüş açısındaki görüntüyü sıkıştırarak belirli bir çerçeveye sığdıran objektif türü;
Sinamaskop filmler de bu objektiflerle çekilmektedirler. Daha sonra göstericiye takılan bir parça ile görüntünün yayılması sağlamakta ve
tüm perdeye kaplamaktadır.
Anti-statik bez : Objektifleri ya da saydamları silmek için ve statik elektrikten kaynaklanan toz zerreciklerini uzaklaştırmak için
kullanılan ilaçlı bez.
Aplanat (Aplanat) : Küresel görüntü bozulmasına karşı gerekli düzeltme yapılmış olan objektifler. Bkz. Küresel görüntü bozulması.
Apokromat (Apochromat) : Kromatik görüntü bozulmasına karşı gerekli düzeltme yapılmış olan objektifler. Bkz. Kromatik görüntü
bozulması.
Atmosferik perspektif (Aerial perspective) : Atmosferde oluşan sis ve pus gibi meteorolojik olayların fotoğrafta yarattığı uzaklık ya
da derinlik duygusu. Sis ve pus havada zaten varolan ve tüm filmlerin aşırı derecede duyarlı oldukları morötesi ışınları olağanüstü
derecede artırır. Bu ise duyarkat üzerinde genel bir yoğunluk yaratır. Sonuçta çekime konu olan cisimler uzakta, silik, ayrıntıdan yoksun
ve belli belirsiz görülürler. İşte buna da atmosferik perspektif denilmektedir.
Aynalı objektif (Mirror Lens) : Yapılışında çeşitli aynaların kullanıldığı objektif türü. Bunlar “katadioptirik” objektifler olarak da anılırlar.
Çok büyük odak uzunluklarına, objektifin gövdesini uzatmadan sağlarlar.
ASA (Bakınız: ISO)
Ayna kilidi : Uzun poz sürelerini gerektiren çekimlerde fotoğraf makinesinin olabildiğince sabit durması gerekmektedir. Ayna kilitleme
sistemi sayesinde, ayna yukarı kalkık durumda kilitlenir ve örtücü kapanana kadar bu durumda kalır. Böylece aynanın hareketinden
oluşan sarsıntı ortadan kalkar.
B
B Ayarı (Bulb ayarı-Bulb setting) : Uzun pozlarda, makine perdesinin ya da obtüratörünün istenilen süre için açık kalmasını sağlayan
kilitleme sistemi.
Bakaç (Vizör) : Fotoğraf makinelerinde konuyu kadrajlamaya yarayan kısım. Bakaç, modern fotoğraf makinelerinde, pozlandırmayı
denetlemeye yarayan bilgileri de içerir.
Bakaçlı (Vizörlü) makineler : Büyük format fotoğraf makinelerinin çoğu bu tiptedir. Işığı ve dolayısı ile görüntüyü bakaça getiren bir
yansıtma sistemi (refleks makineler) kullanmak yerine görüntü doğrudan film düzlemi üzerine gelir. Film yerleştirilmeden önce
görüntünün oluştuğu ve yarı saydam (buzlu cam) yüzeyde netleme ve kadraj kontrolu yapılır. Bu yüzey film düzlemiyle aynı yerdedir ve
netleme ve kadrajlama bittikten sonra objektif kapatılır, film takılır ve pozlama yapılır. Bu makinelerde filmler tek tek takılır. Ayrıca
bknz.: Büyük Format
Balık gözü objektif (Fish-eye Lens) : Çoğu zaman görüş açısı 100º nin üzerindeki geniş açılı (çok kısa odak uzunluklu) objektiflere
verilen genel ad. Bu objektiflerin kimileriyle 180º görüş açısı elde edilebilmektedir. Bu tür objektiflerin verdikleri görüntüde ise aşırı bir
görüntü bozulması (dairesel görüntü) söz konusudur.
Banyo (Chemical bath) : Filmlerde ya da kağıtlarda oluşturulan gizli görüntüyü görülebilir kılmak, geliştirme banyosunun kimyasal
işleminin sona ermesini sağlamak ve ışık görmemiş olan gümüş bromür zerreciklerini kendi içine alarak filmin saydamlaşmasını ve ışıktan
etkilenme özelliğini yok etmek ve benzeri daha bir çok işlemi yapmak için kullanılan çeşitli kimyasal bileşimler.
Basamak : Bkz. F Durağı.
Bayonet (Bayonet Maunt) : Bkz. Tırnaklı objektif bağlantısı.
Beşli prizma (Penta prism) : Genellikle 35mm. Tek objektifli refleks fotoğraf makinelerinde odaklamanın yapılmasını ve hareketli
aynadan gelen görüntünün göze iletilmesini sağlayan parça.
Bileşik objektif (Compound Lens) : İki ya da daha fazla sayıda mercek biriminin kullanılarak yapılan objektifler. Böylece objektiflerin
aydınlatma indisini büyütmek, görüntü bozulmalarını gidermek ve görüntü kalitesini yükseltmek mümkündür.
Bindirme (Montage) : İki ya da daha fazla görüntünün birbiri üzerine bindirilerek, başka bir deyişle farklı filmlerdeki farkı görüntülerin
aynı kağıt üzerinde birleştirilerek kullanılması.
Blör (Blur) : Hareketin dondurulamamasından kaynaklanan netsizlik; Hareketin dondurulmaması çekim anında makinenin
sallanmasından ya da görüntülenecek cismin hareketini donduracak yeterli örtücü hızının seçilmemiş olmamasından kaynaklanabilir.
Boyut (Size) : Fotoğraf makinelerinde, filmlerde ve fotoğraf kağıtlarında büyüklüğün ölçüsünü ifade eden deyim.
Braketleme-Farklı Değerlerde Pozlama (Bracketing) : Alınacak sonuçlarda herhangi bir pozlandırma hatasına yer vermemek için
aynı konuyu birbirine yakın ama farklı diyafram ya da enstantane hızı ile çekme yöntemi. Ayrıca bkz. Nokta ölçüm ve Zon sistem
Bükülme (Curvature of Field) : Objektiflerin neden olduğu ve odak düzleminde bükülme ile sonuçlanan görüntü bozulması.
Büyük boy fotoğraf makineleri (Large Format Cameras) : Genellikle 13×18 cm. Ve daha büyük boyda tabaka film kullanan fotoğraf
makinalarının genel adı.
Büyük Format : Filmler boyutları (format) itibariyle üçe ayrılırlar: Standart (35mm.), Orta ve Büyük format. Büyük format, orta format
olarak kabul edilen 4×5, 6×7, 8×10 (en x boy) ölçülerinden daha büyük filmler için kullanılır. Büyük formatın avantajı, görüntü kalitesinde
çok az kayıpla, oldukça büyük baskılara izin verebilmesidir. Büyük format’ ta gren sorunu yoktur ve örnek baskılar (kontakt) doğrudan
negatiflerden yapılabilir.
Büyük odak uzunluğu (Long Focus) : Fotoğraf makinelerinin kullanmakta olduğu filmin köşegen uzunluğundan daha büyük odak
uzunluğuna sahip objektiflere verilen genel ad.
C
C 41 prosesi : Renkli negatif filmlerin geliştirilmesinde kullanılan proses.
Çift Objektifli refleks (TLR: Twin Lens Reflex) : Bazı orta formattaki fotoğraf makinelerinde iki ayrı objektif bulunmaktadır. Alt alta
konan bu objektiflerden üstteki görüntünün bakaç ’a (vizör) aktarılmasını, diğeri ise filmin pozlanmasını sağlar. Bu tipteki fotoğraf
makinelerinde sorun paralaks hatası olarak bilinen ve bakaçtan görülen görüntü ile film düzlemi üzerine düşen görüntü arasındaki alansal
farktır.
Çevrinme (Panning) : Örtücü hızının en üst noktaya çıkartılmasına rağmen hareketin dondurulmaması ya da fotoğrafta hareket izlemi
elde etmek için fotoğraf makinesinin, konunun hareketini izlemesi ve fotoğrafın tam bu anda çekilmesi işlemi.
Çoklu (üst üste) çekim : Aynı film karesi üzerine birden fazla çekim yapılmasıdır. Bu sayede özel etkiler yaratılabilir. Örneğin tele
objektifle çekilmiş ay fotoğrafı ile geniş açı objektifle çekilmiş manzara fotoğrafı üst üste çekilirse, ay normal görüntüsüne göre oldukça
büyük bir görüntüde olacaktır.
D
Değişken odak uzunluklu objektif (Variable Focus Lens) : Belirli alt ve üst sınırlar içindeki tüm odak uzunluklarına sahip olabilen
objektif türü; zoom objektif.
Deklanşör (Shutter release) : Örtücünün açılıp kapanmasını sağlayarak fotoğrafın çekilmesini sağlayan düğme.
Deklanşör kablosu (Cable release) : Fotoğraf çekerken deklanşöre basıldığında doğabilecek titreşimleri yok etmek ya da deklanşöre
uzaktan kumanda edebilmek amacıyla kullanılan esnek ve bükülebilen tek biçimindeki deklanşör.
Diyapozitif (saydam) : İçinden ışık geçirerek seyredilen pozitif, yani gerçek renkli görüntülü renkli film.
Diyafram (Diaphragm) : Fotoğraf makinelerinin objektiflerinde, açılıp, kısılarak filme ulaşacak ışık miktarını ayarlayan parça.
Diyafram Açıklığı (Aperture) : Işığın objektif üzerinden filme doğru geçişindeki açıklıktır. Bu standart açıklıklar “f” değerleri ile
belirlenirler Gözün irisine benzeyen bir şekilde, yaprakçıkların üst üste gelmesi açıklığın çapını kontrol eder. Alan derinliği kontrol etme
araçlarından birisidir. Diyafram aralığı büyükken net alan derinliği azalır buna karşılık diyafram aralığı küçükken net alan derinliği artar.
Diyafram aralıklarında bir değer değiştirme, 1 stop değişiklik anlamına gelir. Bir değeri diğerine değiştirme, filme ulaşan ışığın miktarını
iki misli artıracaktır. Diyafram açıklığı halkasındaki numaralar merceğin odak uzunluğu ile diyafram açılımının çapı arasındaki orana denk
gelir. Ayrıca bkz. Örtücü hızı, alan derinliği
Diyafram değeri (F/number) : Diyafram çeşitli açıklık durumlarını simgeleyen sayılar. Diyafram değeri, objektif çapının, diyafram
açıklığı çapına bölünmesi ile bulunur. Belirli bir diyafram değerine sahip tüm objektiflerin, o değerde, aynı miktarda ışık geçirmeleri
gerekir. Diyafram değerlerinin sayısal olarak yükselmesi, makineye girecek ışığın azalacağını, küçülmesi ise artacağını gösterir.
Diyafram öncelikli pozlama (Aperture Priority) : Bir çok çekim koşulunda, belirli bir diyafram değerinin kullanımına ihtiyaç
duyulabilir. Fotoğraf makinesinde diyafram öncelikli pozlama seçimi yapılırsa, diyafram açıklığı sabitlenir ve makine mevcut ışık
koşullarına bağlı olarak uygun enstantaneyi verir. Ayrıca bknz.: Örtücü hızı öncelikli pozlama ve ışıkölçer
Doğal yoğunluk filtresi (Neutral density filter) : Fotoğraf makinelerinde, objektife takılarak kullanılan gri renkle filtrelerdir. Tüm
renklerde aynı oranda süzüm yaptığı için sonuçsal görüntüde herhangi bir renk kaybına neden olmazlar. Diyafram ve örtücü hızı ile
oynamanın mümkün olmadığı durumlarda,makinaya girmesi gereken ışığın azaltılması amacıyla kullanılırlar.
Döner kafa (Pan) : Döner veya top kafaya sahip olmayan bir üçayak yada tek ayak ile yalnızca yatay formatta fotoğraf çekilebilir.
Döner kafa sayesinde, fotoğraf makinesi değişik yönlerde çevrilerek tam bir çekim kontrolü sağlanır. Ayrıca bkz. Tekayak, Üçayak
DX Ayarı : Film kasetlerinde bulunan ve film duyarlılığını otomatik olarak makineye aktaran sistem.
Düşen ışık (Incident Light) : Herhangi bir ışık kaynağından herhangi bir cisme düşen ışık.
Düşen ışık ölçümü (Incident light reading) : Herhangi bir cisim üzerine herhangi bir ışık kaynağından düşen ışığın, bir düşen
ışıkölçer yardımıyla ölçülmesi. Düşen ışıkölçer konudan ışık kaynağına doğru yöneltilir.
Düşen ışık ölçer (Incident light meter) : Fotoğraf çekilecek cisim üzerine düşen ışığı ölçmek için kullanılan, ışığa karşı duyarlı
“göz”ünün üzerinde beyaz renkli küresel bir parça bulunan ışıkölçer türü.
Düzeltme filtreleri (Correction filters) : Renklerin, gözün gördüğüne en yakın biçimde elde edilmesini sağlayan filtrelerdir. S/B
pankromatik filmlerin pek çoğu renk tayfındaki tüm renklere duyarlı olmakla birlikte bu duyarlılık gözün duyarlılığına denk değildir. İşte
düzeltme filtreleri bu denkliği sağlamak amacıyla kullanılan ve genellikle sarı ve sarı-yeşil renkteki filtrelerdir. Böylece S/B pankromatik
filmlerin mavi renge olan aşırı duyarlılıkları azaltılmaktadır.
E
E-6 Proses : Diyapozitif (saydam) filmlerin geliştirilmesinde kullanılan işlem.
Elektronik flaş (Electronic flash) : Bir elektrik kondansatöründeki elektrik enerjisinin gaz dolu bir tüpten geçerken çıkardığı parlak
ışığı, fotoğrafta yapay ve yardımcı aydınlatma kaynağı olarak kullanılmasını sağlayan elektronik aygıt.
Enstantane (Shutter speed) : Bkz. Örtücü hızı.
Eşdeğerlilik Kuralı (Reciprocity law) : Bkz. Pozlama dengesi kuralı.
F
F–Durağı (F-Stop) : Bir f-durağı filme ulaşan ışığın değerini iki misli değiştirmek demektir. Diyafram açıklığını 2’den 2.8’e değiştirme,
filme ulaşan ışığı ilkinden 1/4 oranında indirmek anlamına gelmektedir. Buna kıyasla diyafram açıklığını 2’den 1.4 ’e değiştirme filme
ulaşan ışık miktarını iki katına çıkarmaktır.
Fazla pozlama (Over-exposure) : Filmin açık bir diyafram ya da yavaş bir enstantane hızı seçimi nedeniyle çok fazla ışık almasıdır.
Fıçı bükülmesi (Barrel distortion) : Genel olarak kısa odak uzunluklu ve diyaframı önde bulunan objektiflerde ortaya çıkan ve
görüntüdeki düşey hatların bir fıçıyı andıracak biçimde eğilmeleri ile ortaya çıkan görüntü bozulması.
Filim hızı : (Bakınız ISO)
Filtre (Filter) : İçinden geçen ışığın özelliklerinde çeşitli değişiklikler yaratan cam, jelatin ya da asetattan yapılmış, çeşitli renklerdeki
araçlardır. Fotoğraftaki son görüntüyü değiştirmek amacıyla objektifin ön kısmına takılan her şey filtredir. Filtrelerin, dairesel polarize,
ısıtan, yıldız, yumuşatıcı çeşitlerinin yanında fotoğrafın tamamen rengini değiştiren çeşitleri de bulunmaktadır.
Flaş (Flash) : Kısa süreli fakat çok parlak ışık yayan, yapay aydınlatma kaynağı; elektronik ve magnezyum flaşlar olmak üzere iki türü
vardır.
Flaş kablosu : Flaş kızağının ve TTL flaşların üretilmediği dönemlerde, flaşın fotoğraf makinesine bağlantısını sağlamak için kullanılan
kablodur. Oldukça ince ve kırılgandır ancak gerektiğinde flaşın, kablo mesafesinden kullanılmasını sağlar.
Flaş senkronizasyonu : Flaşın, obtüratörün açılmasına uyumlu olarak çalışmasıdır. Flaş senkronizasyonu için gerekli olan örtücü
(enstantane) hızı makinenin türüne göre değişir (1/125, 1/60 gibi). Kendi içinde flaşı olan kompakt makinelerde ve özel kullanımlı flaşa
sahip SLR makinelerde doğru örtücü hızı otomatik olarak ayarlanır. Fotoğraf makinelerinde genellikle iki tür flaş eşlemesi bulunmaktadır.
Bunlardan “X” işaretli olan elektronik, “M” işaretli olanı magnezyum flaşlar için kullanılan eşleme noktalarıdır.
Flaş yuvası : Flaş iki türlü kullanılabilir, flaş kablosu ile ya da flaş yuvasına takılarak. Kızaklı tip flaşlar fotoğraf makinesinin üstünde yer
alan yuvaya geçirilir ve her iki taraftaki akım ileticiler sayesinde flaş çalıştırılır. Ayrıca bkz. Flaş kablosu
Format : Bkz. Boyut.
G
Geliştirilmiş Fotoğraf Sistemi (Advanced Photo System – APS) : 35mm fotoğraf makinesini öğrenmekle zaman harcamak
istemeyen bir kullanıcı için Kodak’ın fotoğraf çekimini kolaylaştırma girişimidir. 35mm filmin 36mm enine oranla, IX240 olarak
adlandırılan bu filmin eni 24 mm. dir. Aynı boyutta basımı sağlamak amacıyla daha yüksek oranda büyütülmeden dolayı, APS’deki grenler
daha belirgin olacaktır.
Geniş açı objektif (Wide angle Lens) : Kısa odak uzunluğuna sahip, konuyu daha geniş bir görüş açısı ile algılayan objektif türü.
Gökyüzü filtresi (Sky light filter) : Genellikle hafif sarı renkli ve hafif bir yoğunluk (doğal yoğunluk filtrelerinde olduğu gibi) içeren,
manzara fotoğraflarının çekiminde yararlanılan bir filtre türü; belirli dalga boylarındaki renkleri süzerek daha doğal görüntüler elde
edilmesini sağlarlar.
Görüntü bozulması (Aberration) : Çekilen fotoğrafların genellikle kenarlarında meydana gelen ve objektiflerden kaynaklanan görüntü
bozulmalarıdır. Basit objektiflerde meydana gelen başlıca yedi tür görüntü bozulması söz konusudur. Objektiflerin dizaynı sırasında
yapılan bazı düzeltmelerle görüntü bozulmaları önlenebilmektedir.
Görüş açısı (Angle of view) : Bir objektifin film üzerine düşürdüğü görüntünün kullanılabilir bölümünü “görebilen” geniş görüş açısı.
Gradasyon (Gradation) : Bkz. Gri tonlaması.
Gren (Grain) : Film ya da baskılar üzerinde görüntüyü oluşturan noktalardır. Yavaş fimler (düşük ASA değerli filmler, örneğin 25 ASA,
50 ASA) küçük grenlidirler ve oluşturdukları görüntü keskindir, bunun tersi olarak hızlı filmler (Yüksek ASA) değerli filmler, örneğin 400
ASA, 800 ASA) büyük grenlidirler ve oluşturdukları görüntü keskin değildir, grenler görüntü üzerinde seçilebilir.
Grenlilik (Graininess) : Grenlerin bir araya kümelenmelerinden kaynaklanan görüntü; grenliliği yüksek olan bir görüntüde, görüntü
sanki noktalardan oluşmuş izlenimine kapılınır.
Gri kart : Gri rengin %18 ini yansıtan kart.
Gri tonlaması (Gradation) : Bir görüntünün sahip olduğu gri tonlarının sayısal olarak miktarı; Yumuşak görüntüde : çok sayıda gri tonu
(siyahsız ve beyazsız), normal görüntüde : görüntü sanki noktalardan oluşmuş izlenimine kapılır.
Gün ışığı Dengesi (Day light balance) : Bugün en çok gün ışığını dengeleyen filmler bulunmaktadır. Film üzerinde diğer ışık
koşullarına dengelidir notu belirtilmediği sürece, film muhtemelen gün ışığına dengeli olarak üretilmiştir. Bu tür film, doğal ışık veya
normal flaş koşulları altında doğal renkler üretecektir. Tungsten ışığında (Akkor ışık ampulu) çekildiğinde kırmızımsı sarı bir renk, florasan
ışığında yeşil bir renk alacaktır.
H
Hayalet çemberler (Circle of confusion) : Görüntü üzerindeki ya da çevresindeki ışık kaynaklarının ya da kuvvetli yansımaların
doğrudan objektife girmeleri durumunda, görüntü üzerinde oluşmasına neden oldukları ışık halkaları; bu halkalar küçüklerse görüntünün
seçilirliğini etkilemezler, ancak belirli bir büyüklüğü geçtikten sonra fotoğrafta seçilirlik kaybına neden olurlar.
Hiperfokal nokta (Hyperfocal point) : Bir objektif sonsuza odaklandığında, seçik görüntünün fotoğraf makinesine en yakın olduğu
nokta. Objektif hiperfokal noktaya odaklandığında ise makine ile arasındaki uzaklığından yarısından sonsuza kadar seçik bir görüntü elde
edilir. Odaklanma sistemi bulunmayan fotoğraf makinelerinde odaklama imalat sırasında bu noktaya yapılır.
Hiperfokal uzaklık (Hyperfocal distance) : Bir fotoğraf makinesi sonsuzca odaklandığında seçilir görüntü verebilen en yakın nokta ile
fotoğraf makinesi arasındaki uzaklıktır.
I
IR ayarı(IR Setting) : Hemen hemen tüm fotoğraf makinelerinin odaklama bilezikleri üzerinde kırmızı renkle işaretlenmiş olan bir olup,
kırmızı ötesi film kullanıldığında odaklama yapılabilmesi için referans noktasını oluşturur. Kimi zaman yalnızca “R” harfi ile de ifade
edilebilir.
ISO/ASA : Filmlerin ışığa karşı duyarlılıklarını belirleyen standart ölçü sistemi. Değer büyüdükçe filmin ışığa karşı duyarlılığı da artar.
Işık (Light) : Elektromanyetik tayfta 4000-7000 birim dalga boyuna sahip olan ve görülebilir nitelikte yayılan enerji. Farklı dalga boyları
farklı renklerdeki ışığı simgeler.
Işık kaynağı (Light source) : Işık yayarak konunun aydınlatılmasında kullanılan araçların genel adı. Örneğin güneş, tungsten lamba,
flaş ya da yansıtıcı birer ışık kaynağıdırlar.
Işık ölçer (Exposure meter): Günümüzde hemen tüm fotoğraf makinelerinin ışıkölçeri bulunmaktadır. Işıkölçer, doğru diyafram açıklığı
ve örtücü hızını belirleyebilmek için varolan ışığın miktarını ölçer. Ayrıca el ışık ölçerleri de bulunmaktadır. Bu aygıtlar kullanıcıya daha
fazla seçenek sunarlar ve daha hassastırlar. Fotoğraf makinelerinin üzerinde bulunan tipte ışık ölçerler gibi konudan yansıyan ışığı ölçen
aygıtlara yansımalı ölçücüler denir. Konu üzerine düşen ışığı ölçen aygıtların kullanımı da bir diğer ölçüm tekniğidir.
Işık siperliği (Lens hood) : Metal ya da kauçuktan yapılan ve istenmeyen ışıkların objektif yüzeyine düşmesini önleyen, objektifin
ucuna katılan parça.
Işık toplayıcı (Condenser) : Dağınık ışık huzmelerini toplayarak yoğunlaştıran optik sistem; ışık toplayıcıları hem aydınlatma
kaynaklarında (frensel cam olarak) hem de agrandizörlerde kullanılırlar.
Işık yumuşatıcı (Diffuser) : Işığı yayan ya da yumuşatan her türlü malzemeye verilen genel ad. Işık yumuşatıcısı ışık kaynağına
yaklaştıkça yumuşatma etkisi azalır.

K
Kablo deklanşörü (Cable release) : Uzun süreli pozlamalarda, kısa süreli pozlamanın aksine fotoğraf makinesinin hareketi fotoğrafta
farkedilir. Bu problemi engellemek için makine bir tripod (üçayak) üzerine yerleştirilmeli veya kablo deklanşörü kullanılmalıdır. Kablo
deklanşörünün vidalı ucu vardır ve bu uç deklanşöre sıkıştırılır. Kablo deklanşörüne göre yapılmamış bir makinede muhtemelen başka bir
kullanım metodu vardır (kablolu veya kızılötesi ışınlarla çalışan bir tertibat gibi).
Kamera Obskura (Camera obscura) : Günümüz fotoğraf makinelerinin atasıdır. En basit şekliyle bir duvarında küçük bir delik bulunan
karartılmış bir odadır. Bu delikten geçen ışık karşı duvarda, dışarıdaki görüntünün baş aşağı gelmiş biçimini oluşturmaktadır. Bu olaya ilk
kez M.Ö. 4. yüzyılda Aristo tarafından değinilmiş, daha sonra geliştirilerek resim yapımında kullanılmıştır. 16.yy.da bu araçlara dış bükey
mercekler yerleştirilmiştir. Kamera obskura’ ya ışığa karşı duyarlı bir malzeme yerleştirilmesini ilk düşünen kişi 1800 lere Thomas
Wedgwood olmuş, Fransız Niepce bunu gerçekleştirmiş ve ilk “fotoğrafı” 1826′da çekmeyi başarmıştır.
Kaplama (Coating) : Bkz. Objektif kaplaması.
Karakteristik eğri (Characteristic curve) : Işığa karşı duyarlı malzemelerin bir anlamda verimlilik grafiğidir. Bu malzemelerin
pozlama, yoğunluk, duyarlılık, kontrast gibi konulardaki özelliklerini ortaya koyar.
Karanlık oda (Dark room) : Filmlerin banyo edilmesi ve kart baskısı yapılması için elverişli bir biçimde düzenlenmiş, karartılmış, gerekli
araç ve gereçleri de içeren oda.
Kavrama gücü (Resolving power) : Gözün, objektiflerin ya da ışığa karşı duyarlı yüzeylerin görüntü üzerindeki ince ayrıntıları
algılama gücü. Fotoğrafçılıkta sonuçsal görüntü hem objektifin hem de duyarkatın kavrama gücü ile yakından ilgilidir. Kavrama gücü bir
anlamda, her milimetre kareye düşen çizgi sayısı ile ifade edilir.
Kelvin (K) : Özellikle renkli negatif ve saydam filmlerin sadık kalması için çok önemli olan renk ısısı birimleri; 2000º K’ den 15000º K’ e
kadar değişebilir.
Keskinlik (Acutance) : Bkz. akütans.
Kızıl ötesi (Infra red) : Elektromanyetik renk tayfının kırmızı ucunun ötesinde, görülmesi mümkün olmayan dalga boyuna sahip ışık
ışınları. Özel olarak bu renge duyarlı kılınmış filmlerle görüntülenebilirler.
Klavuz değerler (Guide numbers) : Flaş kullanılarak çekilen fotoğraflarda doğru pozlamanın yapılabilmesi için kullanılan ve her flaşın
ayrı ayrı sahip oldukları bir değer.
Kondansatör (Conderser) : Bkz. Işık toplayıcı.
Kontak Baskı (Contact Print) : Özellikle siyah/beyaz fotoğrafları, büyütmeden önce seçebilmek için negatifle aynı boyda üretilen küçük
baskılardı.
Kontrast (Contrast) : En açıktan en koyu tona geçinceye kadar bir film ya da fotoğraf kağıdında ara gri tonlarının varlığı ya da yokluğu.
Kontrastı etkileyen öğeler ise, konunun aydınlatma oranı, objektifin özellikleri, duyarlı malzemelerin özellikleri, banyo edilme oranı,
kullanılmakta olan agrandizörün özellikleri, kullanılan kontrast özelliği ve yüzey dokusudur.
Konverter (Converter) : Objektifle fotoğraf makinesi arasına takılan ve objektifin odak uzunluğunun artırılması amacıyla kullanılan
araç. Bu araçlar odak uzunluğunu üzerlerinde yazılı değerlere göre iki ya da üç misli gibi değerlere yükseltirler. Bu arada görüntü
kalitesinde kayba da neden olurlar.
Körük (Bellows) : Objektif ile fotoğraf makinesinin gövdesi arasında bulunan genellikle ray üzerine yerleştirilmiş esnek yapısı olan bir
malzemedir. Raylar körüğün objektif ile gövde arasındaki mesafeyi değiştirmek amacıyla ayarlanmasını sağlar. Bu makro fotoğraf
çekimini ve yakını odaklamayı mümkün kılar. Esnek körükler büyük formatlı makinelerde perspektif değişimini sağlamak amacıyla, film
yüzeyinde objektifin eğimini mümkün kılar.
Kromatik görüntü bozulması (Chromatic aberration) : Merceklerin aynı konu üzerindeki farklı dalga boylarına sahip renklerden
yansıyan ışıkları aynı noktada odaklayamamasından doğan görüntü bozulması.
Kutu fotoğraf makinesi (Box camera) : George Eastman tarafından 1888′de tanıtılan en basit fotoğraf makinesidir. Çok basit ve tek
elemanlı bir objektif, ışık geçirmez bir kutu ve arka tarafına film takılmasına olanak veren bir kızaktan ibarettir. Örtücü hızı ve diyafram
değerleri sabit olup 1/25 saniye ve f/11′dir. Objektif çok yakın cisimler dışında her şeyi net çekebilecek biçimde seçilmiş ayarlanmış
olduğundan ayrıca bir de odaklama sistemi eklenmemiştir.
Küçük boy fotoğraf makineleri (Small format camera) : Genellikle 35 mm. film kullanan fotoğraf makinelerinin genel adı.
Küresel görüntü bozulması (Spherical Aberration) : Görüntü keskinliğinde kayba neden olan optik hata. Bu hatadan yararlanılarak
yumuşak odaklı objektifler yapılmaktadır.
M-N
Makro fotoğrafçılık : Yakın plan çekimler bu şekilde adlandırılır. Nesneler o kadar yakından çekilirler ki, sonuçlar orijinal büyüklüğün
1/3 ’ü ile 8 katı arasında değişir.
Matriks ölçümleme : Bazı gelişmiş SLR (tek objektifli refleks) fotoğraf makinelerinde bulunan ve vizördeki (bakaç) alanı bölümlere
ayırıp, poz değerini ağırlıklı ortalama yöntemiyle hesaplayan sistemdir.
Nokta (Spot) ölçüm : Bazen matris veya merkez ağırlıklı poz ölçümü yapmak oldukça zordur veya doğru pozlandırma yapmak istenen
alan oldukça küçüktür. Nokta ölçüm sistemine sahip fotoğraf makineleri noktasal ölçüm yaparlar ve doğru poz ölçümü sağlanır.
O-Ö
Objektif (lens) : Genellikle birden fazla mercek elemanından oluşan ve temel işlevi film düzlemi üzerine seçik görüntü düşürmek olan
parça.
Normal objektif, bakaçtan (Vizör) bakıldığında oluşturduğu görüntü insan gözünün gördüğü görüntüye eşdeğer olan objektiftir. Geniş açı
objektif, normal objektife göre daha fazla görüntü alanı oluşturan objektiflerdir. Dar açı objektif, Normal objektiflere göre daha az
görüntü alanı oluşturan objektiflerdir. Zoom objektif, değişik açıların ayarlanarak elde edildiği objektiflerdir. Birden fazla objektifin
görevini tek objektifin görmesi nedeniyle kullanım kolaylığı ve fiyat avantajı sağlar. Ancak çok mercekli sisteme sahip olmaları nedeniyle
görüntü kalitesi daha düşüktür ve yavaştırlar. Tek objektif, ölçüsü ne olursa olsun, bir objektifin tek görüş açısına sahip olması
durumudur. Bu objektifler, zoom objektiflere göre daha kaliteli sonuçlar verirler ve hızlıdırlar. Ayrıca bu objektiflerin diyafram açıklıkları
daha fazladır.
Objektif kaplaması (Lens coating) : Objektiflerde çeşitli nedenlerle oluşan yansımaları gideren ve merceklerin yüzeylerine çok ince
tabakalar halinde yapılan magnezyum florür kaplaması.
Objektif kavrama gücü (Lens covering power) : Herhangi bir objektifin kullanılır niteliklere sahip olacak biçimde üretebildiği en geniş
alan. Bu alanın dışındaki görüntüde çeşitli bozukluklar söz konusudur.
Objektif’ den Ölçüm (TTL: Through The Lens) : Yeni kuşak fotoğraf makinelerinin çoğu ışık ölçümünü objektifin içinden gelen ışık
şiddetine göre ölçer. Bu sisteme TTL denmektedir.
Obtüratör (Shutter) : Bkz. Örtücü.
Odak derinliği (Depth of focus) : Objektifin yeniden odaklamasına gerek kalmaksızın film düzleminin hareket ettirilmesi durumunda
yine de seçik görüntü alınmasını sağlayan optik olay.
Odak düzlemi (Focal plane) : Objektiflerin optik eksenine dik olan ve odak noktasından geçen varsayımsal düzlem. Seçik görüntü
alınabilmesi için film, fotoğraf makinelerinde bu düzlem üzerine yerleştirilir.
Odak düzlemi örtücü (Focal plane shutter) : Bkz. Perde örtücü.
Odak noktası (Focal point) : Objektifin optik ekseni üzerinde, belli bir konudan gelen paralel ışık hüzmelerinin toplandığı (odaklandığı)
nokta.
Odak uzunluğu (Focal Length) : Herhangi bir objektif sonsuza odaklandığında, görüntüyü düşürdüğü odak noktası ile objektifin optik
merkezi arasındaki uzunluktur.
Odaklama (Focusing) : Fotoğrafı çekilecek olan cismin seçik (net) bir görüntüsünün elde edilmesi için, odak noktasının odak düzlemi
(film düzlemi) üzerine düşmesini sağlama işlemi.
Odaklama camı (Focusing screen) : Fotoğraf makinelerinde fotoğrafı çekilecek cismin görülebilmesin ve odaklanmasını sağlayan,
genellikle beyaz renkli buzlu cam.
Optik eksen (Optical axis) : Objektif sisteminin tam merkezinden geçen varsayımsal çizgi. Bu çizgi boyunca hareket eden bir ışık
ışınının hiç bir kırılmaya uğramaması gerekir.
Orta boy fotoğraf makinesi (Medium format cameras) : 4,5×6 ; 6×6; 6×7; 4×9 cm. Boyutlarındaki tabaka ya da rol film kullanılan
fotoğraf makinelerinin genel adı.
Orta Format : Geniş formatta olduğu gibi, 35mm. Formatına göre daha kaliteli sonuçlar veren ve genellikle 6×4.5 cm, 6×6 cm ve 6×7
cm. boyutlarındaki filmler ve bunları kullanan fotoğraf makineleri için kullanılan tanımdır.
Ortokromatik (Orthochromatic) : Mavi ve yeşil renklere duyarlı olmakla birlikte, kırmızı renge karşı duyarsız olan film (duyarkat)
türü.
Otofokus (Autofocus) : Bkz. Otomatik odaklama.
Otomatik odaklama (Autofocus) : Genellikle agrandizörlerde, büyütme oranına paralel olarak agrandizör kafasının yükselmesinden
etkilenmeksizin odaklama işlemini kendi kendine yapabilen sistem.
Oynar baş (Ball head) : Tripod (üç ayak) ya da monopod da (tek ayak) oynar baş olmadığı takdirde fotoğraf makinesi ile yalnızca
yatay bir konumda fotoğraf çekimi gerçekleştirilebilir. Oynar başın ayağa eklenmesi, sıkıştırılan vidaların yardımıyla makinenin nerdeyse
her yöne çevrilmesini mümkün kılar. Oynar başın bir dezavantajı, fotoğraf karesinin tüm yönlerinin aynı anda kontrol edilmesi
gerekliliğinden dolayı, doğru pozisyonu bulmanın daha zor olmasıdır.
Örtücü (Shutter) : Film düzlemine ulaşacak olan ışık miktarının filmi ne kadar süre ile etkileyeceğini belirleyen mekanik parça. Perde
örtücü ve yaprak örtücü olmak üzere iki türdür.
Örtücü hızı (Shutter speed) : Filmin pozlandırılma süresidir ve ölçüsü saniyedir. Yüksek örtücü hızları, makinenin sarsıntısı veya
fotoğraf objesinin hareketi nedeniyle oluşabilecek görüntü bozulmalarını ortadan kaldırarak temiz bir sonuç alınmasını sağlar.
Örtücü (Enstantane) hızı öncelikli çekim (TV) : Bazen yapılacak çekimin özelliği nedeniyle örtücü hızının belirlenmesi önem kazanır.
Fotoğraf makinesı bu durumlarda örtücü hızı öncelikli konuma getirilerek, fotoğrafçının öncelikle örtücü hızını ayarlaması sağlanır ve
makine bu hıza göre uygun diyafram açıklığını otomatik olarak verir. Ayrıca bkz. Diyafram öncelikli çekim
P
Pan (Panning) : Hareketli bir konuyu makine bakacından (vizöründen) konu ile yaklaşık aynı hızda takip ederek yapılan çekim türü.
Pankromatik (Panchromatic) : Görülebilir renk tayfının tüm renklerine ve biraz da morötesi ışınlara karşı duyarlı bir duyarkata sahip
olan filmlerin kod ismi.
Panoramik fotoğraf makinesi (Panoramic camera) : Özel olarak yapılmış döner bir objektife sahip. Çok geniş bir görüş açısını,
görüntü bozulmasına neden olmadan fotoğraflayabilen makinelere verilen ad. Kimi makinelerde bu görüş açısı 140 dereceye
ulaşmaktadır.
Paralaks : Telemetreli fotoğraf makinelerinde, bakaçtan alınan görüntü ile objektiften film yüzeyine yansıyan görüntü arasındaki açı
farkı. Bu tip hata 35 mm. lik refleks makinelerde oluşmaz.
Parasoley (Lens hood) : Bkz. Işık siperliği.
Penta prizma (Pentaprism) : Bkz. Beşli prizma.
Perde örtücü (Focal plane shutter) : Odak düzleminin hemen önünde yer alan ve film yüzeyini tarayarak görüntünün oluşmasını
sağlayan örtücü türü.
Perspektif (Perspective) : Gerçekte üç- boyutlu olan bir cismin iki boyuta indirgendiğinde büyüklüğü ve biçimi arasındaki ilişki.
Fotoğrafçılıkta perspektif konuya bakış açısı ile yakından ilgilidir.
Polarize Filtre (Polarization filter) : Işığın dalga boyunda tüm yönlerde yaptığı salınmayı tek bir düzleme indiren ve böylelikle parlak
yüzeyli cisimlerdeki yansımaları yok eden filtre türü. Yansımanın yok edilebilmesi için parlak yüzeyin metalik olmaması gerekmektedir.
Posterizasyon (Tone seperation) : Bir fotoğraftaki renk tonlarının azaltılması işlemi. Sonuçsal fotoğrafta çok parlak ve çok karanlık
bölgelerle, çok sınırlı sayıda ara tonları kalır.
Pozlama dengesi (Exposure balance) : Belirli bir ışık ortamında, filmin görüntü oluşturabilmek için gereksince duyduğu ışık miktarı.
Bu ışık miktarı diyafram ve örtücü hızı ile kontrol edilir.
Pozlama dengesi hatası (Reciprocity failure) : Duyarkatların ışık duyarlılıkları dar bir bir alt üst sınır içinde söz konusudur. Bunun
dışına çıkıldığında pozlama dengesi hatası yapılmış olur. Yani kaliteli görüntü alma olasılığı azalır.
Pozlama dengesi kuralı (Reciprocity law) : Bu kurala göre; Pozlama =ışık yoğunluğu x süre’dir. Burada ışık yoğunluğu makineye
giren ışık miktarı, süre ile örtücünün açılıp kapanma hızını ifade eder.
Pozlama kilidi (Exposure Lock) : Metre ölçümü yapıldığında, bazı durumlarda karenin ana konusu görüntünün merkezinde
olmayabilir. Konu içindeki ana konuyu doğru pozlamak için, pozlama kilidine basılır, çekilmek istenen konu karenin içine tekrar
yerleştirilir. Genellikle modern makinelerde pozlama kilidi işlemi deklanşöre yarım basarak, daha sonra metre ölçümü işlemini yaparak,
daha sonra konu yerleştirilerek yapılır.
Pozometre (Exposure meter) : Bkz. Işıkölçer.
S – T
Stop : Diyafram yada enstantane ayarları arsındaki derece farkları. Ayrıca bkz. f-stop
Sabitleyici (Fixer) : Işık görmeyerek metalik gümüşe dönüşmeyen gümüş tozlarını kendi içine alarak filmin saydamlaşmasını sağlayan
ve artık ışıktan etkilenmeyecek duruma getiren kimyasal banyo işlemi.
Self-Timer : Makinelerde deklanşöre basıldıktan belli bir süre sonra perdenin açılmasını ve çekim yapılmasını sağlayan özellik.
Sepya (Sepia Toning) : Çeşitli kimyasal banyolarla fotoğraf baskısının kahve rengi ve tonlarına boyanması işlemi.
Solarizasyon (Solarisation) : Solarizasyon işlemi, normal geliştirme işlemi sırasında duyar katın çok kısa süreli olarak beyaz ışığa
gösterilmesi ve daha sonra geliştirme işlemine devam edilmesidir.
Standart Boyut (Format) : Kullandıkları film boyutu 35 mm olan (görüntü alanı 24 X 36 mm) fotoğraf makineleri standart boyut
makinelerdir.
T ayarı (Setting) : Örtücü hızı birimi olup deklanşöre basıldığında örtücünün açıldığını, ikinci kez basılıncaya kadar da açık kalacağı
anlamını taşır.
Tek ayak (Monopod) : Fotoğraf makinesinin üzerine takıldığı tek bir çubuktan oluşan ayak düzeneğidir. Üç ayağa (tripod) göre taşıma
kolaylığı sağlamasına rağmen, makinenin hala el ile tutuluyor olması nedeniyle sallantı sorunu tam olarak giderilemez. Ancak üç ayağın
kullanımının zamanlama veya fiziki nedenlerle mümkün olmadığı yerlerde gereklidir.
Tek objektifli refleks (SLR) : Günümüzde en yaygın kullanılan fotoğraf makineleridir. Bu tipte ki makinelerde, objektif ve film aynı
düzlemde olduklarından ve objektifin yakaladığı görüntü bir penta prizma yardımı ile bakaç ’a (vizör) doğrudan yansıdığından bakaç’ dan
görülen görüntü ile elde edilen görüntü bire bir aynıdır.
Tele metreli makineler : Görüntünün film düzlemi üzerine aktarıldığı objektiften ayrı olarak, gözün görüntüyü yakalaması için farklı bir
basit merceğin kullanıldığı makinelerdir. Tek mercekli refleks makinelere göre, film düzlemi üzerindeki görüntü ile gözün gördüğü görüntü
arasında farklılık (paralaks hatası) olması nedeniyle dezavantajlıdırlar. Ayrıca bkz. Paralaks.
TLR (Twin lens refleks) : Çift objektifli refleks fotoğraf makinelerinin kısa ve genel adı.
Tırnaklı objektif bağlantısı (Bayonet Mount) : Değiştirilebilir objektiflere sahip fotoğraf makinelerinde objektifleri makine gövdesine
bağlayarak kilitleyen sistem.
Ton : Belirli bir rengin doygunluğu .
Toplamsal sentez (Additive synthesis) Toplumsal temel renkleri (mavi, yeşil, kırmızı) esas alan ve diğer renkleri bunların çeşitli oranlarda
birleştirilmesinden oluşturan renk sistemi.
Toplamsal renkler (Complementary colors) : İki rengin biri diğerinin tamamlayıcısıdır (bütünleyicisi). Doğru oranlarda
birleştirildiklerinde beyaz rengi meydana getirirler. Üç temel renk mavi, yeşil ve kırmızıdır. Toplumsal renkler ise:Sarı (yeşil+kırmızı)
Magenta (mavi+kırmızı) Siyah (mavi+yeşil)
TTL (Through The Lens) : Işığın objektiften geçip makineye girdikten sonra ölçüldüğünü ifade eden kısaltma. Böylece objektifte ve
objektife takılacak diğer araçların neden olduğu çeşitli ışık kaybını hesaba katmaya gerek kalmamaktadır. Çünkü ölçüm bütün
kayıplardan sonra yapılmaktadır.
U-Ü-V-Y-Z
Uzatma deklanşör (Cable release) : Bkz. Denklaşör kablosu.
Uzatma Tüpleri (Extension Tube) : Makro fotoğrafçılık için gereken adımlardan bir tanesi, objektifi daha yakın netleme işlemi için,
odak alanından çıkarmaktır. Uzatma halkaları bu amaçla kullanılır. Bu halkalar körüğe benzerler, fakat onlar gibi esnek değildir, mesafe
de genellikle ayarlanamaz.
Üçayak (Tripod) : Fotoğraf makinesinin hiç kımıldamaması veya özel etkiler için uzun süreli pozlama istendiğinde, makinenin üzerine
takılabileceği üç bacaklı ve çeşitli yöntemlerle oynar bir kafaya sahip sehpa sistemidir.
Vidalı objektif bağlantısı (Screw mount) : Değişebilir objektifler sistemine sahip fotoğraf makinelerinde objektif ile gövdeyi vida
sistemi ile kenetleyen bağlantı.
Yansıma (Flare) : Objektif içindeki mercek elemanlarından yansıyan ve görüntünün bozulmasına neden olan ışık yansıması.
Yansıtıcı (Reflektör) : Işığın istediğimiz yere düşmediği durumlarda kullanılır. Yansıtıcı, nesnenin karanlıkta kalan bölgelerine ışığı
yönlendirebilmek için ışığa doğrultulur. Altın renkli yansıtıcılar renkleri sıcaklaştırırken, gümüş ve beyaz renkli yansıtıcılar renklerde
değişiklik yapmazlar. Değişik renklerde yansıtıcı kullanılarak fotoğrafı çekilecek nesnenin renklerinde değişiklikler elde edilebilir. Siyah
renkli yansıtıcının görevi ise biraz farklıdır ve ışığı emerek görüntünün daha karanlık çıkmasını sağlar.
Yansıyan ışık ölçümü (Reflected light reading) : Bir ışık ölçer aracılığıyla konu yüzeyinden yansıyan ışık miktarının ölçülmesi
yöntemi. Bu yöntemle ışık ölçümü, ışıkölçer konuya yöneltilerek yapılır.
Yapay Işık (Tungsten) filmi : Fotoğraf çekilen ortamda günışığı yerine aydınlatma lambası vb. yapay ışık kaynakları varsa renk
ısılarında sapma olmaması için yapay ışık filmlerinin kullanılması gerekir. Yapay ışıklar kırmızıya kaçan sarı renklerdedir ve bu ortamlarda
çekilen fotoğraflarda renkler turuncuya dönük olacaktır. Bu özel filmler kırmızı /sarı renklerin hakimiyetini azaltarak sonucun daha doğal
olmasını sağlarlar.
Yaprak örtücü (Between-the-lens-shutter) : Objektif içine yerleştirilmiş merkezden dışa açılıp, dıştan merkeze doğru kapanan ve
metal yaprakçıklardan yapılmış örtücü türü.
Zon (Zone: bölge) Sistemi : Bazılarına göre kullanılması gereken tek ışık ölçüm sistemidir. Bu sistemde ölçüm yapılacak alan 11
bölgeye ayrılır ve 0’dan 10’a kadar numaralandırılır. 0 en koyu siyah, 10 en açık beyazdır. 5 değeri almış bölge gri kartın kullanılabileceği
yada %50 beyaz %50 gri ve üzerine düşen ışığın %18’inin yansıtıldığı bölgedir. Her bölgenin pozlama değeri arasındaki fark 1 durak (fstop)
tır, ve fotoğrafçı çekim alanının herhangi bir bölgesini 5 numaralı bölge ile olan farklılığı na göre pozlayabilir. Örneğin Kafkas
kökenli bir insanın derisi yaklaşık bölge 6’dır ve fotoğraf makinemiz ölçüm yaptığında 1/125 ve f:4 vermektedir. Bölge 5 ile bölge altı
arasında 1 durak fark olduğundan doğru tonu yakalayabilmek için 1 durak fazla pozlama yapmamız (1/60 – f:4 veya 1/125 – f:2.8)
gerekmektedir. Burada bölge 6’nın bölge 5’e göre daha açık olmasına rağmen fazla pozlama yapılmasının nedeni, makinelerin ölçüm
sistemlerinin bölge 5 dışında yanılabilmesidir.
Zoom objektif (Zoom lens) : Bkz. Değişken odak uzunluklu objektif.

 

Haram’ı Asarım / Manipülasyon

Nisan 12, 2011 · Posted in Fotoğraf · Comment 

Deviantart’da vakt-i zamanında paylaştığım bir fotoğraf vardı. Bunu Gulka001 takma isimli arkadaş referans göstererek manipüle ettiği bir fotoğrafta kullanmış. Sonuç olarak değişik bir çalışma çıkmış ortaya. Referans gösterek benim çalışmamı kullandığı için kendimi iyi hissettim. Fotoğraf sanatı diyeceğim yine  ne kadar güzel bir merak-uğraş olduğunu tekrar anlamış oldum.

Günaydın aklımın prensesi

Nisan 8, 2011 · Posted in Film · Comment 

Ben kör oldum…
Işığınla, seninle, senle ben kör oldum..
Biliyorum, imkansız olanın peşindeyim.
Ama değerli olan imkansız olan değil midir?
Benim şu küçük, önemsiz ve çirkin hayatım senin için nedir ki?
Ama ben senim…
Seven, sana aşık olan ve seni isteyen…

Özür Dilerim Hayat

Nisan 7, 2011 · Posted in Film · Comment 

“Özür dilerim. Size bir şey sorabilir miyim? Hayat neden bu kadar zalim? İnsanlar! İnsanlar neden bu kadar zalim? Yaşamak neden bu kadar zor ve bu kadar güzel? Ve vazgeçilmez? Peki, insanların birbirini anlamamak için bu büyük çabası neden?

Karım!
Karım bana çok kızıyor. Ona istediği gibi bir hayat sunamadığım için. İstediği gibi bir adam olamadığım için.

Çocuklarım!
Çocuklarım da bana çok kızıyor. Onlara bilgisayar, elbise, ayakkabı, araba alamadığım için.

Patronum.
Patronum sürekli alaycı bakışlarla beni izleyerek ne kadar işe yaramaz bir adam olduğumu günün her saatinde bana hatırlatıyor. O da bana çok kızıyor. Çünkü ona çok para kazandıramadığım için.

Dostlarım, arkadaşlarım, akrabalarım! Beni adam yerine bile koymuyorlar. Onlar da bana kızıyor. Onların istediği gibi bir adam olmadığım için. Onları yemeğe götürmediğim için, onlara borç veremediğim için. Onlara ayak bağı olduğum için. Onların eğlendiği gibi eğlenemediğim için.

Devlet!
Devlet de bana kızıyor. Daha çok vergi veremediğim için. Arada bir “Ne oluyor?” diye sorduğum için. Yanlış partiye oy verdiğim için.

Biliyor musun? Her tarafım kanıyor. Acılar içindeyim. Çürüyorum, onların istediği gibi bir adam olmak istiyorum ama beceremiyorum.

Dostlarıma, akrabalarıma, patronuma, karıma, çocuklarıma, “Üzgünüm” diyorum, “Sizin istediğiniz gibi bir adam olamadığım için özür dilerim” diyorum, duymuyorlar. Acılarımı, kederlerimi, sıkıntılarımı anlatıyorum, dinlemiyorlar.

Ben… Ben, “bana yardım edin” diyorum, kaçıyorlar. “Gelin biraz konuşalım” diyorum, masayı terk ediyorlar. “Ölüyorum ben” diyorum, “Ne zaman öleceksin” diye soruyorlar.

Lütfen bana söyler misin? Ne oldu? Bize ne oldu? Eskiden böyle değildi. Şimdi ne oldu? Neden insanların artık birtakım duygulara ve düşüncelere prim verecek zamanları yok? Neden bu kadar hızla koşuyorlar? Neden bir an bile olsa durup, hayatın, insanın, evrenin anlamı üzerine düşünmüyorlar? Ben acılarımı, sıkıntılarımı, kederlerimi onlara anlatırken neden beni dinlemiyorlar? Benim bütün bu düşlerim, arzularım, hayata dair imdat çığlığım onlara neden sahte geliyor? Sahici gelmiyor, samimi gelmiyor, neden? Neden? Neden, söyle bana. Neden? Ne olur bana yardım et. Yardım et bana. Lütfen… Lütfen…

Neden beni bu halimle kabul edip, aralarına almıyorlar? Neden beni sevmeleri için sürekli  inanmadığım halde onların ilgisini çekip onlarla konuşmak zorundayım? Neden egom olmak zorunda? Neden onların arasında bencil olmak zorundayım? Neden varolabilmek için rekabet etmek zorundayım?

Lütfen… Lütfen bana yardım et. Bana hayatta yaşamanın sırrını söyle. Bak, biliyorsan eğer bana o yolu göster, lütfen. Çünkü ben artık yalnız yaşamak istemiyorum. Bana hayatta yaşayabilmem için güç ver. Neden ben hayatta yaşamayı beceremiyorum, lütfen bana yardım et. Lütfen!

Özür dilerim, inanın özür dilerim. Beni bağışlayın. Kendi derdimle sizi üzdüm. Özür dilerim… Özür dilerim… Özür dilerim…”

Dedi ve kapıdan çıktı gitti. Onu bir sonraki günün sabahı gördük. Kendini pencere demirlerine asmıştı. Göğsünde “Özür dilerim” yazılı bir karton parçası asılıydı.

Sevişmenin hiçbir riski yoktur, içinde aşk yoksa / Çişel Onat

Eylül 9, 2010 · Posted in Kitap · 1 Comment 

Adından da anlaşılabileceği gibi sevişmek ülkemizde daha çok kadınlar için geçerli bir kavram ve bu kadın ilişkilerini anlatan bir kitap. Zahide arkadaşımın okuduğunu görüp istemiş olsam da kendisi pek bir paylaşımcı olduğundan internetten sipariş edip -aramakla kasamadım- 3 gün sonra okumaya başladım.

Şunu söyleyebilirim, kitap ikili ilişkileri mükemmel kavramış biri tarafından kaleme alınmış ve inanılmaz güzel sözler içeriyor. Ve anlattığı olaylar sanki dizi film sahnelerinden çıkmış da kitaba girmiş gibi ya da tam tersi bilemedim şimdi. Sonuç olarak herkesin okuyabileceği cinsten bir kitap.

Herneyse, kitabın 122. sayfasına geldiğimde yazarı Çisel Onat’a e-posta attım ve teşekkürlerimi sunmak istedim. Buradan da yazayım tam olsun google alerts kullanıyorsa mutlaka kendisine bildirim gidecektir.

Teşekkürler Çisel Onat!

Kitapdan kısa bir alıntı yaparak yazımı sonlandırmak istiyorum.

imkansız bir aşk değildi bu ama ben imkansızlaştırmayı seviyordum. güçlü kalmak pahasına aşkı satabiliyordum.
inkar ettiklerimiz her zaman en çok kabullendiklerimizdir.
o yüzden aşık mısın? sorusuna hayır demeyi bir borç biliyordum.
beni bilmeyenler de her defasında bu söze kanıyor ve çekip gidiyorlardı.
kimsenin beni çözmek gibi bir zorunluluğu yoktu.
bir bulmaca olma saplantısı sadece kendimi korumak istememdendi.
eğer böyle olursam bir gün herkesin beni çözmeye çalışmaktan kaçağına inanırdım.
yanılmazdım.
ama şimdi!
bu sefer ilk defa bilmece olmamayı seçmiştim ve tüm şifrelerimi kalem kağıtla önüne sermiştim.
okumuştu, anlamamıştı.
ümidim zaten yoktu ama yine de beklentilerim vardı.
onu seviyordum bir şeyi anlamıştım.
hala içimde bir aşk hissedibilecek kadar güzel bir kalp taşıyordum.
bunu kaybetmeye o kadar niyetliydim ki
neler yapmamıştım
iğrenç hikayaler uydurup insanları kötü biri olduğuma inandırmış, ağza alınmayacak küfürleri öğrenip bunu hiç haketmeyen ama beni çok seven insanlara sarfetmiştim.
hepsi biraz direnmiş önceleri bana inanmamış ve sonradan çekip gitmişlerdi.
her gidiş benim için bir zaferdi.
çünkü aşkı da, sevgiyi de, sadakati de yoketmiştim içimden.
sabaha kadar gidip ağlardım ama yine de birileri beni kötü diye biliyordu ve ben artık hayata karşı korunmalıklıydım.
kimse yanıma gelemez ve beni artık incitemezdi.
incelikler yüzüden de artık benim şarkım değildi.
işte tüm bunları bir yanımla sonuna kadar yaşamaya çalışırken diğer yandan da hala aşık olup alamayacağımı ölçmek istiyordum.
olmuştum
aşıktım!
söylemekten utanıyordum aslında ama dedim ya hep bir kahkaha ile söyleyiveriyordum bu cümleyi.
“ben onu seviyorum”
yine bir gün aynı masada otururken bu sefer anlamadığım bir şekilde hırçın davranıyordum.
ona bakmıyor, söylediklerini dinlemiyor ama aslında herşeyi duyuyor, etrafıma bakıyor ve yüzümdeki o berbat ifadeyi görmesem de hissedebiliyordum.
bu tür bir davranış, benim gitgide durumu içinden çıkılmaz bir hale soktuğumun kanıtı ve kendimi acıttığım için kendime koyduğum bir tür cezaydı.
çünkü gülmemek ve onun sesini dinlememek benim için ölmek demekti.
nereye baktığının farkındaydım ne söylediğini ve neden söylediğini de farkedeiyordum.
onu orada şans eseri görmüştüm ama ilk defa iş dışında bir alanda karşılaşıyorduk.
bana bir şey sorduğunda ki hiç konuşmuyordu.
ilk defa suya giren bir bebek gibi korkuyordum.
kısa, net ve boğuk sesle cevap veriyordum.
kendimden nefret ettiğim bir halimdi.
bir türlü yenememiştim bunu.
ne zaman biri bana yakınlaşsa hemen duvarlarımı koyar ve sesimi de çıkarmazdım.
oysa sadece oradaydı. bana bir şey yapacak hali de yoktu.
olsa da zaten bunu istemiyor muydum?
dengesizliklerimin aşklarımı hep etkilediğini biliyordum ama bir türlü bunu kontrol edemiyordum.
sorun neydi bilmiyordum zaman ilerledi masandan kalktım ve herkese “hoşçakalın” diyerek gittim.
yolda yürürken dudaklarımı ısırıyor ve şöyle söyleniyordum.
“sen beş para etmez bir namus budalasısın şimal”

Cem Karaca – Hep Kahır (Bana İstanbul’u Anlat)

Ağustos 31, 2010 · Posted in Genel · Comment 
Ne kadar da güzel yorumlamış Rahmetli Cem Karaca… dinledikçe dinleyesi geliyor insanın…
Bana İstanbul’u anlat nasıldı… Yalan da olsa hoşma gidiyor, söyle!

Dur ! bırak !
Kaynasın kahvenin suyu…
Bana istanbul’u anlat nasıldı?
Bana boğazı anlat nasıldı?
Haziran titreyişlerle, kaçak yağmurlar ardı.
Yıkanmış kurunur muydu o yedi tepe
Ana şefkati gibi sıcak güneşte…
Insanlar gülüyordu de,
Trende, vapurda, otobüste
Yalan da olsa hoşuma gidiyor söyle
Hep kahır, hep kahır, hep kahır,…
Bıktım be…

Dur ! bırak !

Kalsın, açma televizyonu!
Bana İstanbul’u anlat nasıldı? şehirlerin şehrini anlat nasıldı?
Beyoğlu sırtlarından, yasak gözlerinle bakıp,
Köprüler, Sarayburnu, minareler ve Haliç’e…
Diyiverdin mi bir merhaba gizlice?
Insanlar gülüyordu de,
Trende, vapurda, otobüste,
Yalanda olsa hoşuma gidiyor söyle…
Hep kahır, hep kahır, hep kahır!
Bıktım be…

Dur ! bırak !

Kımıldama, kal biraz öylece ne olur…
Kokun istanbul gibidir,
Gözlerin istanbul gecesi,
Şimdi gel sarıl, sarıl bana kınalım.
Gök kubbenin altında orda da beraber.
Çok şükür diyerek yeniden başlamanın hayali,
Hasretimin çölünde sanki bir pınar gibi…
Insanlar gülüyordu de, Trende, vapurda, otobüste,
Yalan da olsa hoşuma gidiyor söyle…
Hep kahır, hep kahır, hep kahır,
Bıktım be…

Dinlemek-indirmek için link
burada

Portakal denilip geçilmemeli

Mayıs 12, 2010 · Posted in Genel · Comment 

Portakal Agaci

80 Gramlık bir adet portakalın ortalama kalori değeri 50′dir. Portakal: C Vitamininden Çok Daha Fazla…

Portakalın yararı C vitaminiyle sınırlı değildir. O, içerdiği 20 den fazla cevherlerle,manavlarda değil,eczanelerde satılması gereken gerçek bir ilaçtır,iksirdir…Hem besler,hem korur,hem de pek çok önemli hastalıkta,etken maddeleri bilinçli uygulandığında tedavi eder…

Portakalın kimlik Kartı

Portakal, turunçgiller familyasından bir ağaç. Boyu 2-10 metre arasında değişiyor. Yaprakları sert, dayanıklı ve düz kenarlı. Kabuklarından portakal esansı elde ediliyor. Eczacılıkta ve gıda sanayisinde kullanılıyor. Çiçeklerinden de portakal çiçeği esansı yapılıyor. Portakalın çekirdekli ve çekirdeksiz çeşitleri var. Çekirdeksiz cins olan yafa portakalı Finike, Mersin ve Hatay’da yetişiyor. Kalın kabuklu ve uzunca meyveli. Kabuklarından reçel yapılır. Dörtyol portakalı ise çekirdekli. İnce kabuklu ve sulu. Washington, çekirdeksiz, Güney Anadolu ve Doğu Karadeniz’de Rize çevresinde yetişiyor.

İlaç gibi…

Kar, kış, soğuk ve kaçınılmaz olarak peşimizi bırakmayan grip, soğuk algınlığı… Hemen hepimiz portakalı grip tedavisinde kullanırız. C vitamini deposu olduğunu da biliriz. Ama hem C vitaminin yararları, hem de portakalın yararları bildiklerimizle sınırlı değil. Portakal C vitamininin yanı sıra B vitamini, potasyum, kalsiyum, magnezyum da içeriyor. Lifler, organik asitler ve şeker açısından da zengin. Ve tüm bu içerdiklerinin vücudumuza çeşitli yararları var. Portakal,kanseri önlemeden,kanı temizlenmesinden karaciğeri çalıştırmaya, cildi güzelleştirmekten anormal doğumları önlemeye kadar pek çok şeye yarıyor.

C vitamini

C ve B vitamini açısından zengin olan portakal, insana dinamizm veriyor. Portakal içindeki C vitamini ince ve kalın damarların yumuşak kalmasını sağlıyor. Damar tıkanıklığını önlüyor. Vücuttaki direnci arttırıyor. Kanın durulmasına ve temizlenmesine yardımcı oluyor. Hazmı kolaylaştırıyor. Enerji veriyor. Portakal
reçeli ise karaciğeri çalıştırıyor. Yapılan araştırmalar, bacaklarda meydana gelen periferik damar hastalığının (Peripheral artery disease-PAD), damarlarda meydana gelen yağ birikmesinden kaynaklandığı ve kalp ile felç riskini de körüklediğini ortaya çıkardı. Araştırmalarda PAD hastalarında, PAD hastalığı olmayan insanlara göre iki kat daha fazla C vitamini eksikliği görüldü.

Bir dizi başka araştırmada da, C, E vitaminleri ve beta-kerotenin,damar tıkanmalarını önleyici etkisi saptandı.

Folik asit

Portakalda B vitamini çeşidi olan folak ve folik asit de bulunuyor. Folik asit, hamilelik boyunca ve özellikle ilk üç ay çok gerekli. Bebekte Spina Bifida gibi anormalliklerin oluşmasını engelliyor. Alyuvarların oluşmasına yardımcı oluyor, aynı zamanda yemeklerdeki besleyici maddelerin vücut tarafından emilmesini sağlıyor. Folik asit, portakal suyunun yanı sıra yeşil yapraklı sebzeler, ciğer, yumurta, tahıllar, portakal suyu, maya ve bira mayasında da bulunuyor. Günlük doz kadınlar ve erkekler için 200 mikro gram olarak saptanmış. Regl döneminde kadınların günlük dozlarını 400 mikro gram kadar yükseltmeleri gerekiyor.

Lifler

Lifler ise, sindirim sistemini düzenliyor, bazı kanser türlerine ve kalp hastalıklarına yakalanma riskini azaltıyor.

Kullanımı

Vücudumuz C vitamini üretmiyor, bu nedenle dışarıdan almamız gerekiyor. Günlük C vitamini ihtiyacımız 50-70 miligram. Bir portakalda 90 miligram C vitamini bulunuyor. Sigara içenlerde ve enfeksiyonlar sırasında C vitamini ihtiyacı yaklaşık 2 katına çıkıyor.Sabah kahvaltısında içilen bir bardak portakal suyu, güne dinamik başlamak ve pek çok hastalıktan korumak için idealdir.

Bileşimi:

Yapısında C, B bir, B iki ve PP gibi çok sayıda vitamin, başta kalsiyum ve potasyum olmak üzere çeşitli madensel tuzlar ve oligo-elementler, meyve şekerleri ve karoten bulunan portakalın pekcok yararlan var.
Portakal suyunun pembe ve kırmızısı daha yararlı

Portakal ve greyfurt suyunun pembe renkte olanı sarısından daha yararlıdır! Kırmızısı ise en iyisidir. Greyfurt ve portakalın iç renginin koyu kırmızı olması, bol bol ‘‘Likopen’’ içerdiğinin bir göstergesidir. Domateste de bol miktarda bulunan bu yararlı karotenoid, başta prostat kanseri olmak üzere pek çok kansere karşı koruyucudur. Likopen antioksidan aktivitesi de olan, cilt ve beden yaşlanmasını erteleyen son derece yararlı bir besindir.

Kan basıncı yüksekliği sorununuz varsa, damar tıkanma riskiniz mevcutsa, her gün düzenli olarak düşük dozda aspirin kullanmaya daha çok özen göstermelisiniz. Aspirini özellikle gece yatmadan evvel içmeyi tercih edin. Yeni çalışmalar böyle bir alışkanlığın hem daha iyi uyumanıza hem de daha güvenli bir kan basıncı kontrolüne destek sağlayacağını göstermektedir.

Cildi güzelleştirir:

Yapısında karoten bulunduğu ve kanı temizlediği için portakal aynı zamanda cildi güzelleştirir
ve ona tatlı bir pembelik kazandırır. Güney Fransa’da ve İtalya’daki köylü kızları, ciltlerinin parlaklığı ve pembeliğini portakala borçlu olduklarını söylerler. Kabuklarındaki esans sivilcelere sürüldüğünde biraz yanma yapar ama 2 ayda ortadan kaldırır.

Soğuk algınlıklarına karşı doğal ilaçtır:
İçinde bol miktarda C vitamini bulunduğundan organizmayı grip ve nezle gibi kış hastalıklarına,
soğuk algınlıklarına karşı korur.

Diğer yararları:
1. Kanı zehirlerden temizler.
2. Sanlığa ve karaciğer hastalıklarına karşı etkili bir doğal ilaçtır.
3. Bağırsakları yumuşak tutar.
4. Bedene güç ve enerji verir. Organizmanın vitamin ve madensel tuz gereksinimini karşılar.
Özellikle gelişme dönemlerinde çocuklara bol bol portakal yedirmekte yarar vardır.
5. Portakal ağacı çiçeklerinin kaynatılmasıyla elde edilen su spazmı giderir, damar sertliğini ve felci önler.
Portakal kabuk esansında da aynı olumlu etkiler mevcuttur.

PORTAKALI ÖZETLERSEK:

Bileşimindeki etken maddeler

* C vitamini
* Karbonhidrat
* Potasyum
* Folik Asit
* Bioflavin

Genel faydaları:

* Soğuk algınlığı, grip, kas incinmesi, kalp hastalıkları ve felçten korur,
* Portakal suyundaki bir antioksidan olan bioflavin damarları ve kılcal damarları güçlendirerek
kalbin zarar görmesini engeller, ezik ve çürüklerin daha çabuk iyileşmesini sağlar,
* İçerdiği C vitamini ve folik asit sayesinde öksürüğü azaltır,
* Kanın pıhtılaşmasını,mide ve pankreas kanserini önleyici etkisi vardır,
* İçerdiği yüksek potasyum tansiyonun dengelenmesine yardımcı olur.Aynı zamanda,içerdiği
potasyum, cildin kuruyup kırışıklıkların oluşmasını da önler,
* Çocukların hastalıklardan korunması ve fiziksel gelişiminin tam sağlanması için gerekli olan
cevherler dolu bir meyvedir.
* Kabuklarında bulunan uçucu maddenin bazı kanser türlerinin tedavilerinde çok önemli iyileştirici
bir madde olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
* Özetle;portakalı ve diğer narenciye ürünlerini birer hayat iksiri olarak görmeli ve bütün yıl boyunca
mutlaka bol tüketmelisiniz.Portakalın gerçek değeri daha ileri yıllarda anlaşılacaktır.

Tarihçesi

İpek yolunun Anadolu’dan geçtiği dönemlerde narenciye Hindistan’dan civarından gelen ticari bir üründü. Ümit burnun keşfedilmesiyle ticaret yolları değişmiş, Asya kıtasının avrupalı devletler tarafından sömürgeleştirilmesiyle portakal üretiminin tamamı Portekiz civarına yayılmıştır. Türkçe’ye “Portekiz’den gelen” anlamında, “Portakal” olarak girmiştir.

Citrus sinensis’in meyvesine, “acı/ekşi portakal” olarak da anılan Citrus aurantium’un meyvesinden ayırabilmek için, “tatlı portakal” da denir.
Türkiye’de Yetiştirildiği Yerler

Güney Anadolu ve Doğu Karadeniz (Rize çevresi) Akdeniz çevresinde ve sıcaklık ortalaması 23° ila -3°C arasında olan yerlerde yetişen ağaçlardır.
Ülkemizde Üretimi

Ülkemizde ortalama 9.000.000 civarında portakal ağacı vardır. Bu ağaçlardan yaklaşık olarak yılda 740.000 ton civarında ürün alınmıştır (1994).
Kullanıldığı Yerler

Kabuklarından portakal esansı, bu esanstan ise parfüm elde edilir. Gıda sanayisinde de bolca kullanır.

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »